Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)

In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten

--------------------

Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.

Lektion lernen

  • halîta Birkaç şeyin karışmasından meydana gelen, karma. 2-kim. Alaşım. Demek, Arş öyle bir halitadır ki, şu dört isimden aldığı hisselerle kevn ve vücudun sağını solunu, üstünü ve altını ihata etmiş olur.   RNK-Mesnevî-i Nuriye/140
  • huş Akıl, fikir, şuur, iyi ile kötüyü ayırma hassası. Ruh, can. Ölüm, Zehir. Vahşi hayvanlar. Vahşi hayvanlarVahşi hayvanlar
  • fâl-i hayr . İyi hâl, iyi alâmet, uğur sayma Bu işi de bir fâl-i hayr addettik.  RNK-Barla Lâhikası/356
  • sipeh Asker. Ordu. Nasıl salât ü selâm olmasın ki, ol hazret-i sipeh-sâlâr-ı enbiyâ olan Şâh-ı Levlâke ki, bizlerin görmez gözlerimizi nuruyla şûledâr edip, tarîk-i müstakime sevk eyledi.  RNK-Barla Lâhikası/338
  • sâlâr Baş, başkan. Kumandan, komutan, Reis. Başbuğ. Nasıl salât ü selâm olmasın ki, ol hazret-i sipeh-sâlâr-ı enbiyâ olan Şâh-ı Levlâke ki, bizlerin görmez gözlerimizi nuruyla şûledâr edip, tarîk-i müstakime sevk eyledi.  RNK-Barla Lâhikası/338
  • mekşûf, mekşûfe (a.s. keşf'den.) Keşfedilmiş, meydana çıkarılmış, açılmış. Açık, âşikâr, belli. Dünyaya arkasını çeviren Üstad, Hazret-i Gavs'ın teşvikiyle belki delâletiyle Kur'ân'ın gayr-ı mekşuf bir hazinesinden Bismillah ile giriyor, Kur'ânî tarlaya Bismillah diyerek Sözler tohumunu ekiyor, Furkanî bahçeye Bismillah diyerek nurlu Mektuplar çekirdeğini dikiyor.  RNK-Barla Lâhikası/341RNK-Barla Lâhikası/340
  • murâkıb (a.s. rakb'dan.) Murakabe eden, kontrol eden, denetleyen, kontrolör. Kendi iç alemine dalan, nefsini hesaba çeken, Allah'ı çokça zikredip tecellilerine ermeye çalışan kimse. merkezdeki mürşidlerine müteveccih ve murakıp küçük bir halka-i tevhidi teşkil edenler gibi, bu küçük cemaatinizin herbiri arkasında, bir nisbet-i mütezâyide-i muntazama ile artan, mahrut şeklinde zümre-i muvahhidîni görür gibi oldum.  RNK-Barla Lâhikası/341
  • kabâil (a.i. kabîle'nin ç.) Kabileler, bir soydan türemiş boylar, oymaklar, cemaatler, silsileler. Cem etti kabâil ve şuûbu  Mevlâya muhabbeti müsellem  Bir kıbleye bağlandı kulûbu  Sallâllahü aleyhi ve sellem. RNK-Barla Lâhikası/342
  • şuûb (a.i. şa'b'ın ç.) Cemaatler, taifeler, kabileler.  Kızıldeniz'den çıkarılan dallı budaklı taşlar. Cem etti kabâil ve şuûbu  Mevlâya muhabbeti müsellem  Bir kıbleye bağlandı kulûbu  Sallâllahü aleyhi ve sellem. RNK-Barla Lâhikası/342
  • 1-takrîz (a.i. ç. takrîzât.) 2-takrîz (a.i. karz'dan. ç. takârîz.) 1-Övme yazısı, bir eser hakkında yazılan ve eserin başına konulan övgü yazısı.  2-Ödünç verme. Onun için, o takdiratları takriz nev'inden değil, doğrudan doğruya, mübalâğasız bir surette, gördükleri ve zevk ettikleri hakikati ifade etmeleridir.   RNK-Barla Lâhikası/53
  • meskat-ı re's (bkz. Maskat-ı re's.) Bir kimsenin doğduğu yer.  Risale-i Nur'un birinci medresesi ve tarlası olan Barla karyesine, yirmi beş senelik bir mufarakattan sonra, aynen meskat-ı re'sim Nurs karyesine karşı olan sıla-i rahimden daha ziyade bir sâikle geldim. Gördüm ki: RNK-İlk Dönem Eserleri/21
  • şâhrâh -Büyük cadde, işlek yol , ana yol. şaşırılması mümkün olmayan doğru ve açık yol, doğru yol. ehl-i imanı, ‎رَاْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللهِ 1 düsturuna, her türlü saâdeti cami olan Kur'ân ve sünnet şahrâhına girmeye teşvik ettiğini; RNK-Barla Lâhikası/227
  • ma'reke (a.i. ç. maârık.) Savaş meydanı, çarpışma yeri.
  • teşdîd (a.i. şiddet'ten.) şiddetlendirme. Sağlamlaştırma, kuvvet verme. Harfi çift okuma. Çift okutan işaret; şedde. Esasen Arabî hattımın hiç olmaması, ye'simi teşdid, füturumu tezyid ediyordu. RNK-Barla Lâhikası/402
  • bâr-ı sakil Ağır yük. o güneşin vaktini tayin etmekle bizi pek büyük bir bâr-ı sakilden kurtarmış ve senelerden beri almak istediğimiz halde alamadığımız derin bir nefesi vermiş ve bizi dilşâd eylemiştir.   RNK-Barla Lâhikası/195
  • uşşâk (a.i. âşık'ın ç.) Aşıklar. müz. Türk müziğinde ana makamlardan biri. Ne olur, Habib-i Kibriyâya benim de kendisinin hizmetine intisabım için ve Onun uşşâkının asgarı ve hikmet ve nurunun dellâlı olmaklığım için yalvarsan, ah!   RNK-Barla Lâhikası/269
  • 1-mütehassir (a.s. hasr'den ç.) 2-mütehassir (a.s. hasr'dan.) 1-Hasret çeken, özleyen.  2-Pıhtılaşmış. Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle
mütehassir ve nâlân, ahkar-ı mahlûkat    Ahmed Feyzi   • • •   RNK-Barla Lâhikası/269
  • feth-i bâb Kapının açılması. Sevgili Hocam, Sözler ünvanıyla neşr-i envar ve feth-i bab-ı rahmet eden envâr-ı Kur'âniye esasen has, mahsus bir sikke-i hâtemi taşımaktadırlar. RNK-Barla Lâhikası/267
  • sâlifü'z-zikr Zikri geçen, bahsi geçen, bildirilen. Sâlifü'z-zikr eserler hakkında bir arîzacık da bu fakir ve âciz talebeniz takdim-i huzur-u fâzılâneleri niyetinde isem de, esasen emel ve gayelerimiz bir olduğu için, Hafız Ali Efendi kardeşimin şu mektubunun meâlini tekrarla iktifa eylediğimi arz ve hâk-i pâ-yi ekremîlerini öperim, efendim. RNK-Barla Lâhikası/340
  • vesâtet Vâsıta olma, araya girme, aracılık yapma. Vasıtalık, aracılık. vesâtat-ı âliyenizle, bir lütf-u azîm-i İlâhîye daha mazhar olduğumdan dolayı Kerîm, Rahîm,  RNK-Barla Lâhikası/304
  • şem' (a.i. ç. şümû'.) Balmumu, mum. Işık, aydınlık kaynağı.
  • Sadeddin-i Taftazani (1322-1390) Büyük İslam alimlerindendir. Belagat, mantık, metafizik, kelam, fıkıh ve bir çok ilim dalında eser vermek suretiyle haklı bir şöhrete sahip oldu. Kaleme aldığı eserleri, bir çok İslam medresesinde ders kitabı olarak okutuldu. Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde fikirlerinden alıntılar yapılan Taftazani'nin künyesi; Sadeddin Mesud b. Ömer şeklindedir. 1322 yılında Horasan bölgesinde bulunan, Nasa yakınlarındaki Taftazan kasabasında doğdu. İlk eserini daha 16 yaşında iken, Faryamud'da bulunduğu sırada yazdı (1338). Herat, Gucduvan, Gülistan ve Harizm'de bulundu. Timur tarafından Semerkand'a davet edildi. Taftazani, Hicaza gitmek üzere olduğunu bildirerek daveti kabul etmediyse de ikinci kez davet edilince kabul ederek Semerkand'a gitti. Timur, kendisine büyük hürmet gösterdi. Şiraz bölgesi Timur tarafından alınınca burada bulunan ve daha önceden Timur tarafından tanınan Şerif Cürcani de Semerkand'a geldi. Şerif Cüncani'nin Semerkand'a gelmesiyle birlikte ilmi müzakere ve tartışmalar da artmaya başladı. Bu tartışmalar alimler arasında sözlü yapıldığı gibi eserlerine de yansıdı. Bu iki alim arasında yapılan müzakere konularından bir tanesi, sahabeler ve tabiin döneminde meydana gelen olaylar ile ilgilidir. Risale-i Nur'da da gördüğümüz bu müzakerelerde, Bediüzzaman Hazretleri Taftazani'nin; "Yezide lanet caizdir" sözlerine ve bu konuda yapılan tartışmalara açıklık getirmektedir. Taftazani'nin söz konusu ifadelenin, "Lanet vaciptir, hayırdır ve sevabı vardır" şeklinde anlaşılamayacağını ve böyle ifadelerinin de olmadığını belirtmiştir. Bediüzzaman, delalet ehli ve zındıkanın, Müslümanlar arasındaki en ufak bir ihtilafı büyüttükleri, iman ehlini şaşırtıp şeairi bozmak suretiyle Kur'an ve iman aleyhinde kullandıkları ikazında bulunur. Bu müthiş düşmana karşı, teferruattaki bazı küçük ihtilafların tartışma konusu yapılmaması, bunlara kapının açılmaması gerektiğini belirtmiştir. Ölmüş ve ahrete intikal etmiş kişilerin bazı kusurlarını deşmenin manasızlığını ifade etmiştir. (Emirdağ Lahikası, s. 178) Taftazani'nin çağdaşı olan Seyyid Şerif Cürcani gibi Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin allameleri şu karşılığı vermişlerdir: "Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve facirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybidir. Ve kati bir derecede bilinmediği için, o şahısların nass-ı kati ve delil-i kati bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tevbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususi şahsa lanet edilmez. Belki, Allah'ın laneti zalimler ve münafıklar üzerine olsun gibi umumi bir ünvan ile lanet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur." (Emirdağ Lahikası, s. 180) Sahabeler dönemindeki hadiseleri, içtihat farklılıkları şeklinde görüp deşmemekle, bir taraftan Alevilik adı altında yapılacak hücümların önü kapatılırken, diğer taraftan da Vehhabilik damarı ve Rafizilikten gelebilecek zararların da önüne geçilmiş olur. Çünkü, "gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur'âniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar." (Emirdağ Lahikası, s. 178) Gereksiz teferruata inip zarardan başka bir kazancı olmayan bu konularda, hakikat taraftarı olanlar, sünneti kendilerine rehber edinen dört büyük mezhep imamı ve Ehl-i Beyt'in on iki imamı Müslümanlar arasında çıkan fitneleri söz konusu edip tartışmayı caiz görmemişlerdir. Menfaatsizliğine ve zararlı olduğuna hükmetmişlerdir. Gözönünde bulundurulması gereken çok ehemmiyetli bir husus da her iki tarafta büyük sahabilerin olması meselesidir. Cennetle müjdelenen Hazreti Talha ve Hazreti Zübeyir (ra) gibi sahabilerden söz ederek taraftarlık hissiyle garazkarlık besleme tehlikesi söz konusudur. Eğer yapılanlarda hata varsa tövbe etmiş olma ihtimalleri çok yüksektir. Geçmişte olanlara lüzumsuz bir şekilde takılıp kalmak, şeriatın emretmediği halleri araştırmak, İslamiyet'e dehşetli darbeler vuran, binlerle laneti, nefreti hakkedenlere önem vermemek gibi bir durum, iman sahibi müdakkik bir zatın kutsi vazifesine uygun düşmez. Günümüzde de üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi de başkalarını küfürle itham etme ve lanetlemedir. Hatta bu durum adeta manevi bir hastalık halini almıştır. İslam'a göre, melunları hatıra getirmeyip, dolayısıyla lanet etmemenin hiçbir zararı yoktur. Lanet getirme, birini methedip muhabbet beslemeye benzemez ve salih amelden de sayılmaz. Muhabbet edilen kişiye göre sevap veya günah kazanma durumu söz konusudur. Ancak, lanet getirme ve küfürle itham etme böyle değildir. Herhangi bir sevap kazandırmadığı gibi, yanlış kişiye karşı kullanılması çok zararlıdır. (Emirdağ Lahikası, s. 178) Taftazani, yazdığı eserleri ile bir çok kişiyi etkiledi. İbn Haldun, yazmış bulunduğu "Mukaddime" adlı eserinde, ondan söz etmektedir. Taftazani, hem Şafii hem de Hanefi mezhebiyle ilgili eserler kaleme aldı. Bundan dolayı da bazı alimler kendisini Hanefi, bazıları da Şafii mezhebine bağlı olduğunu yazmaktadırlar. Arkasında çok sayıda eser bıraktıktan sonra 1390 yılında vefat etti. Vefat tarihi bazı kaynaklarda 1389, bazılarında 1395 diye de kaydedilmektedir. Taftazani, imanı "Cenab-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur" şeklinde tanımlar. Şemsi Ezeliden insanın vicdanına ihsan edilen iman nuru, vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Bu sayede kainata karşı bir dostluk ve yakınlık meydana gelir. Bir emniyet vucüt bulur. İnsanın kalbinde meydana gelen büyük manevi kuvvetin yardımıyla her türlü musibete ve olaya karşı mukavemet gösterebilir. Kalbin genişlemesiyle hem geçmiş hem de gelecek zamanları içine alır. Cenab-ı Hakk'ın ihsan ettiği iman nuru ile amel ve kabiliyetler gelişip yayılarak Cennete doğru yol alır. (İşaratü'l-İ'caz, s. 46) Eserleri 1-Şerhü'l-Tasrif el-İzzi; Dil bilgisi ile ilgili olan bu eserini henüz onaltı yaşlarında iken yazmıştır.2-El-İrşad ( İrşadü'l-Hadi); Harizm'de bulunduğu sırada Arapça olarak yazdı. Dil bilgisi ile ilgilidir.3-El-Şerhü'l-Mutavval; Belagat ile ilgilidir. Herat'ta kaleme aldı.4-Muhtasarü'l-Maani; Belagatla ilgilidir. Gucduvan'da tamamlamıştır.5-Şerhü'l-Kısm el-salis mine'l-Miftah; Semerkand'da bulunduğu sırada tamamladı. Belagata dairdir.6-El-Telvih ila keşfü'l-Hakaik el-Tenkih; Gulistan'da yazdı. Fıkıh ile ilgilidir.7-Şerhü'l-Muhtasar fi'l-usul; Harizm'de tamamladı. Fıkha dairdir.8-El-Miftah; Şafii mezhebiyle ilgilidir.9-İhtisar Şerh Telhisü'l-Cami el-kabr; Hanefi mezhebi ile ilgilidir.10-El-Niamü'l-savabiğ fi şerhü'l-kelam; Tefsire dairdir.11-Mukaddemat-ı İsna Aşer; Kırk elli sayfadan oluşan bu eserinde kader konusunu ele alıp izah etmeye çalışmıştır. Bunların dışında mantık, metafizik ve kelam ile ilgili eserler de yazmıştır.
  • manzûr-ı üstâdâne Üstada yakışan bakış, üstadca görülen. Yirmi Dokuzuncu Söz, Otuz Birinci Mektubun Beşinci Lem'ası Mirkatü's-Sünne Risaleleri berâ-yı tashih ve manzûr-u Üstadânelerine buyurulmak üzere takdim edildi. Risale-i şerifelerin cümlesi,  RNK-Barla Lâhikası/265
  • salîb (a.i. ç. sılâb.) Haç. Yanındaki iki kişiye emretti: "Şurada kilitli salipler, haçlar var. Cümlesini çıkarınız." Çıkardılar. Nasâralara karşı hepsini kırdı ve Kelime-i Tevhid getirip Peygamberimizi tasdik edince, biz de Nasârâlara, "Bakınız, işte İsâ aleyhisselâmın vekili geldi" deyince, cümlesi tasdik ettiler. RNK-Barla Lâhikası/230
  • bâsıra (a.i. basar'dan.) Görme duyusu. Gören, görücü, keskin görüşlü. mec. Göz. o azametli külliyat-ı nurdan bir nur daha aldım.   RNK-Barla Lâhikası/270
  • şefîü'l-müznibîn Günahkârların bağışlanması için şefaatte bulunacak olan Hz. Muhammed. s.a.v.. Birinci nükte: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın ümmetine şefkatinin derecesini ve bihakkın şefîu'l-müznibîn olduğunu göstermekle beraber, Süleyman Efendi merhumun Mevlid-i şerifindeki, RNK-Barla Lâhikası/309
  • nazar-ı nübüvvet Peygamberlik, peygamber bakışı. Peygamberlik nezdinde, peygamberlik katında. İHTAR: Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz'î hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir.     RNK-Şuâlar/710
  • tevfîkan Uygun olarak, uyarak, uygun düşürerek. 2-Allah'ın yardımıyla. Bu izahata tevfikan, şu iki meslek arasında mutabakat hasıl olabilir. Şöyle ki:     RNK-İşârâtü'l-İ'câz/328
  • zaleme (a.s. zâlim'in ç.) Zâlimler.
  • tûl-i ömr Ömrün uzunluğu. Cenâb-ı Allah tûl-i ömür ihsan buyursun.  RNK-Barla Lâhikası/295
  • münbais (a.s. ba's'dan.) Bir sebepten ileri gelen, bir şeyden ileri gelmiş, bir şeyin çıkardığı, bir şeyden doğan. Gönderilmiş, gönderilen. Geri dönmekliğimizi söylediler. Sabırsızca, esbabının neden münbais olduğunu sordum RNK-Barla Lâhikası/302
  • ahzab (a.i. hizb'in ç.) Kütleler, kıtalar. Bölükler, kısımlar. Topluluk, birlik, takım, kalabalık. Kur'ân-ı Kerim'de otuz cüzden her birinin dörtte bir kısımları.
  • ahzab (a.i. hizb'in ç.) Kütleler, kıtalar. Bölükler, kısımlar. Topluluk, birlik, takım, kalabalık. Kur'ân-ı Kerim'de otuz cüzden her birinin dörtte bir kısımları.  Kur'ân-ı Kerim'in 33. sûresi. Medine'de nâzil olmuştur. 73 ayettir. Ulemâü's-sû' ahzâbına şedit bir tokat;   RNK-Barla Lâhikası/174
  • cây-ı dikkat Dikkat edilecek nokta, dikkat edilecek yer veya şey; dikkate değer. Âlem-i İslâmın şu medeniyete karşı istinkâfı cây-ı dikkattir.  RNK-İlk Dönem Eserleri/250
  • kazf Atma. Namuslu kadına zina suçu isnad etme. Gıybetin en fena ve en şenîi ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât nev'idir. Yani, RNK-Barla Lâhikası/372
  • 1-gâdîr 2-gadîr (a.i. ç. guderâ, gudürân.) 1-Gadreden, fenalık eden, zulmeden, hıyanet eden. 1-Durgun su, gölcük, sel suyu birikintisi.    Küçük ırmak. mesut bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir. RNK-Barla Lâhikası/372
  • mutarrid Devamlı, aynı şekilde olan, bir düziye.
  • vücûd-i ilmî İlmî varlık; bilgiden ibaret varlık, sadece bilgi olarak var olan. Malûmdur ki, kavânîn umûr-u itibariyedir; vücûd-u ilmîsi var, haricîsi yok. RNK-Barla Lâhikası/376
  • a'lem-i ulema Alimlerin âlimi, alimlerin en çok bilgilisi, büğü. sinni yirmiye bâliğ olmadan evvel a'lem-i ulemâ-i asr ve allâme-i vakit olmuş.  RNK-Barla Lâhikası/239
  • gavsül-vasılîn Evliyaullah'ın büyükleri hakkında kullanılır. Hakikate, marifete ermiş olan kamillerin başı anlamında Hz. Abdülkadir-i Geylânî için kullanılır. (bkz. Abdülkâdir-i Geylânî.) kutbü'l-ârifîn, gavsü'l-vâsılîn, vâris-i Muhammedî, kâmilü't-tarikati'l-âliyye ve'l-müceddidiyye Hâlid-i Zülcenâheyn (Kuddise sirruhu), ilâ âhir... RNK-Barla Lâhikası/239
  • cesamet (a.i. cism'den.) Büyüklük, irilik. Bedr-i tam halinin birkaç misli cesamet arz etti. B RNK-Barla Lâhikası/287
  • şöhretgîr-i âlem şöhreti tüm dünyaya yayılmış, dünyaca tanınan Ashâb-ı Suffa, Ehl-i Bîat-ı Rıdvân gibi şöhretgîr-i âlem tabakatın—esmâsının adedine işaret ediyor. RNK-Barla Lâhikası/379
  • gerden-beste Boynu bağlı, itâatli, boyun eğmiş. (bkz. gerden-dâde)
  • gerden Dönen, dönücü. Boyun. Bahadır, pehlivan. netice itibarıyla gerdendâde-i tevfik olarak vazife-i İlâhiyeye karışmamakla terettüp-ü neticede mü'minâne tevekküldür. RNK-İlk Dönem Eserleri/477
  • hafriyât Yeri kazıp derinleştirmeler, kazılar, kazışlar. Kazma işleri, kazı. "Hüdhüd-ü Süleymanî, zeminin suyu meçhul olan yerlerinde—hafriyatsız—suyu bulmaya vesile idi" diyorlar. RNK-Barla Lâhikası/255   RNK-Barla Lâhikası/254
  • hafriyât Yeri kazıp derinleştirmeler, kazılar, kazışlar. Kazma işleri, kazı. "Hüdhüd-ü Süleymanî, zeminin suyu meçhul olan yerlerinde—hafriyatsız—suyu bulmaya vesile idi" diyorlar. RNK-Barla Lâhikası/255   RNK-Barla Lâhikası/254
  • kütle Büyük parça, küme, yığın. Bir araya gelmiş insan topluluğu, kitle. İnsanların büyük çoğunluğu. Bütün. Anladım ki, risalelerde umumiyetle bir kütle-i i'câz(mucizeli yapı) ve Şems-i Sermedî'nin sönmez bir ziya-yı hakikati görünüyor. RNK-Barla Lâhikası/337
  • kelâmullahi'l-azizi'l-mennân Aziz ve ihsanı bol Allah'ın kelâmı. Kelâmullahi'l-Azîzi'l-Mennân olan Hazret-i Kur'ân, şeâir-i İslâmiyenin hâdimlerini cenâh-ı himaye ve re'fetine alarak,  RNK-Barla Lâhikası/252
  • alettahmin Tahmînen, tahmini olarak, zan ve kıyas üzere. Buna binaen, alettahmin yüz kadar gençler, o fırının dairesinde sağımda ve solumda ayak üzere idiler.  RNK-Barla Lâhikası/212
  • baliğ (a.s. buluğ'dan.) Buluğa eren, ermiş. Erişmiş, vâsıl olmuş, belli bir dereceyi bulmuş, yetişmiş. Yekün, toplam. Son mertebeyi bulan. huk.ahl. Kişinin dinî emir ve yasaklar açısından mükellef olması, İslâmî emir ve edep kurallarının uygulama alanına girmesi.   Risale-i Nur adlı harika telifatının bir kısmı Arabî olmakla beraber, Risale-i Nur eczaları şimdiye kadar yüz on dokuza bâliğ olmuştur.  RNK-Barla Lâhikası/220