Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)

In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten

--------------------

Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.

Lektion lernen

  • kıyâs-ı istikraî mant. Ayrı ayrı hadiselerden yola çıkarak bir genelleme yapma, istikrâ yoluyla yapılan kıyas, tüme varım. İşkâl-i mantıkıyeyi kıyâs-ı istikrâî cihetiyle on bine kadar iblâğ edip, hiçbir âlimin yetişemediği bir derece-i ihata göstermiş.  RNK-Barla Lâhikası/222
  • rid Belden yukarı örtülen örtü, omuza alınan örtü. Hırka. Dervişlerin omuzlarına attıkları post. ve bu elmaslar öyle kıymettar birer rida'lardır ki, herkesi her zaman ısıtmaya vâfidir.  RNK-Barla Lâhikası/257
  • hulûl-i ecel Ecelin gelmesi hulûl-i ecelime değin, Kitab-ı Mübîne hâdim buyur" duasıyla arîza-i âciziyeye hâtime veririm.   RNK-Barla Lâhikası/261
  • eyâdî-i mâneviye Mânevî eller. sağı soluna eyâdî-i mânevîsiyle musafaha ve mukabele edercesine tevafukatı müşahede edilen Kitab-ı Mübînin lemeât ve tereşşuhatının tevafukatı, RNK-Barla Lâhikası/205
  • Nebiyy-i Efham En büyük Peygamber, Hz. Muhammed (a.s.m.). Evet, madem ki kâinatın halkına sebep olan Nebiyy-i Efham (s.a.v.) efendimiz hazretleri, vazife-i risaletlerini mükemmelen ifa ettikten sonra, emr-i İlâhiyle vücuduna bâis oldukları âlem-i bekaya teşrif ettiler. RNK-Barla Lâhikası/145
  • mümâsil (a.s. misl'den.) Benzeyen, benzer, andıran. Bilhassa kardeşimiz Hacı Nuh Beye yazılan mektup sureti ve buna mümâsil diğer mektubat, bizim hayatımızı değiştirmiş ve müstakbeldeki hayatımıza nurlar serptiği gibi, RNK-Barla Lâhikası/178
  • hatt-ı dest El yazısı, el yazması. Sevgili Üstadım, bu hafta hatt-ı destinizle, pek çok zahmet çekerek, bin müşkülât içerisinde yazdığınız bütün Kur'ân'daki bütün tevafukatı gösterir bir nükteyi daha aldım.  RNK-Barla Lâhikası/178
  • Bârî-i Tealâ Bir kalıptan döker gibi, düzgün, tertipli yaratan Allah; varlıkların aza ve organlarını birbirine münasip yaratan Cenâb-ı Hak. Dilerim Bâri-i Teâlâ Hazretlerinden ki, şu âsâr-ı pürnûrun, bütün ümmet-i Muhammede (a.s.m.) tâmîmine muvaffakiyet ve müyesseriyet ihsân buyursun. RNK-Barla Lâhikası/176
  • adîm Yok olan, var olmayan. Elinde birşeyi olmayan, mahrum. şu meş'ale-i adîmü'l-misâli söndürmek, zulümat ve dalâlât vadilerine yol açmak isteyen bakar-körlere ne demeli? RNK-Barla Lâhikası/176
  • inbât (a.i. nebât'dan.) Bitirme, bitki büyütme, bitmesini sağlama. güya istila ettiği mânevî toprakta kuvve-i inbatiyeye medar olacak bir hayat dahi bırakmayarak ihrak ettikleri bir anda, şu Lem'a o âlemi tenvirle güneşi gösterip, âb-ı hayatıyla uyanık zemin üzerini yeşerttiğini gösteriyor.   RNK-Barla Lâhikası/385
  • inbât (a.i. nebât'dan.) Bitirme, bitki büyütme, bitmesini sağlama. güya istila ettiği mânevî toprakta kuvve-i inbatiyeye medar olacak bir hayat dahi bırakmayarak ihrak ettikleri bir anda, şu Lem'a o âlemi tenvirle güneşi gösterip, âb-ı hayatıyla uyanık zemin üzerini yeşerttiğini gösteriyor.   RNK-Barla Lâhikası/385
  • meserret (a.i. sürûr'dan. ç. meserrât.) Sevinç, şenlik. Otuz Birinci Mektubun On Beşinci Lem'asının birinci kısmını, büyük bir meserretle aldım. RNK-Barla Lâhikası/278
  • silsile-i ilmiye İlimle ilgili silsileler, ilmî tahsil dereceleri, basamakları. Silsile-i ilmiyede bana en son ve en mübarek dersi veren ve haddimden çok ziyade şefkatini gösteren,  RNK-Barla Lâhikası/393
  • cavid Daimi kalacak olan, sonu olmayan, ebedi. Otuz İkinci Sözün kalbime ve ruhuma bahşettiği safâ-yı sermedî ve câvidânî değil mi ki,  RNK-Barla Lâhikası/127
  • aşure Muharrem ayının onuncu günü. Bu ayın onuncu gününde çeşitli hububat ve yemişler katılarak pişirilen bir çeşit tatlı. mec. İçinde çeşitli unsurlar bulunan, karışık. Kardeşlerim, gücenmeyiniz; bir miktardır sizlere mektup yazdığım zaman birbirinden uzak meseleleri topluyorum; her mektup bir aşure(karışım) olur. RNK-Barla Lâhikası/398
  • inkâz Kurtarma. Tuhaf sesler çıkarma.   Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden,  Şû'le-i Hûd-u hidâyettir sözün.    RNK-Barla Lâhikası/159
  • -veş (f.e.) Gibi, benzer. (Mah-veş: Ay gibi. Perî-veş: Peri gibi.)
  • mücedded Yenilenmiş, yenilendirilmiş, yeni, yepyeni. Herbir günü bir satır yaparak dekaik-i hikmetiyle müzeyyen, mücedded mevcudatı onda yazıyor. RNK-Sözler/275
  • sıddîk-ı vefî Vefalı, sözünün eri olan dost. Sizler benim için çok ehemmiyetlisiniz. "Sıddık-ı vefiy bu zamanda yoktur" diyenlere karşı sizleri gösteriyorum. RNK-Barla Lâhikası/188
  • infaz (a.i. nüfûz'dan ç. infâzât.) Bir hükmü yerine getirme, bir emri gerçekleştirme. Sözünü geçirme. Aldığı emre göre birisini öldürme. Öte tarafa geçirme. Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. RNK-Mesnevî-i Nuriye/269
  • hemân (f.zf.) Hemen, vakit kaybetmeden, derhâl, acele olarak, çarçabuk, o anda. Az önce, az evvel. es. Daima, aralık vermeden. Tam, kesin olarak. Sözleri cândır, onu tutmayan ruhsuzdur hemân,(daima) RNK-Barla Lâhikası/180
  • sükût-ı hâl-i murâkabe Murakebe halinin sessizliği; bir mabede kapanarak kendini tamamen ibâdet ve taate vermenin suskunluğu. merhum Rahmi Sultan'la beraber bir cami-i şerifte birkaç cemaatle bulunmakta iken, sükût-i hâl-i murakebeye varıldı.  RNK-Barla Lâhikası/180
  • temelluk (a.i. melk'den. ç. temellükât.) Dalkavukluk, yaltaklanma. Tasannu, temelluk, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor.  RNK-Barla Lâhikası/522
  • sarsar (a.i. ç. sarâsır.) Çok soğuk, şiddetli ve gürültülü rüzgâr. Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden,  RNK-Barla Lâhikası/159
  • yevm-i mev'ûd Vâdedilen gün; kıyamet günü, âhiret günü. İnşaallah, o yevm-i mev'ûdu, duanız himmetiyle göreceğiz.  RNK-Barla Lâhikası/172
  • erbaa Dört. "Hazret-i Ali Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti." RNK-Lem'alar/52
  • arîza İsteklerini arzetme, dile getirme, alttan üste takdim edilen yazı veya mektup. Bu arîzamı takdim ve tasdîa iki sebeb-i mücbir hasıl oldu:     RNK-Barla Lâhikası/181
  • mevce (a.i. ç. mevecât.) (Bir) dalga. Bahr-i dalâlet mevceleri arasında, sefine-i Nuh (a.s.) necat verir, her kim dahil olsa, tufan-ı maâsiden halâs bulur. Risale-i Nur eczaları, küre-i arzın mevsim-i erbaa kütüphanesinde bir bahardır.  RNK-Barla Lâhikası/405
  • tûfân Çok şiddetli yağmur ve sel. 2-ö.i. Hz. Nuh (a.s.) zamanında, Hz. Nuh'a inanmayarak yoldan çıkmış olanları azaplandırmak için Allah tarafından hem gökten yağdırılan, hem de yerden kaynayarak bütün dünyayı kaplayan su. "Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, onun, yani Bediüzzaman'ın feyzini bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder görmekle tesellî buluyoruz.  RNK-Asâ-yı Mûsâ/326
  • Biraderzade  Kardeş çocuğu, yeğen. Hulûsi Beyin selefi, yirmi altı yaşında vefat eden biraderzadem Abdurrahman'ın, vefatından bir-iki ay evvel yazdığı mektuptur. RNK-Barla Lâhikası/76
  • intâk-ı bi'l-hakk Hakk'ın söyletmesi, Cenab-ı Hakk'ın konuşturması. intak-ı bilhak olmadıkça elbette imkânsızdır. Beşer bu vâdîde ne kadar söz söylese yine azdır…     RNK-Barla Lâhikası/256
  • hazâkât Üstatlık, ustalık. Doktor veya sanatçı ustalığı. Dest-i Lukman-ı hazâkattir sözün.  RNK-Barla Lâhikası/160
  • müessif (a.s. esef'ten.) Esef veren, eseflendiren, keder veren, üzücü. Hoşa gitmeyen, kötü. Bugünkü ahvâl-i müessifeden müteessir olmamak mümkün değil. RNK-Barla Lâhikası/168
  • levâih-i Kur'âniye Kur'ân'ın levhaları. ve bâtınî gözlerimi levâih-i Kur'âniyeyle perdeledim, Üstadım Efendim. RNK-Barla Lâhikası/167
  • levâih-i Kur'âniye Kur'ân'ın levhaları. ve bâtınî gözlerimi levâih-i Kur'âniyeyle perdeledim, Üstadım Efendim. RNK-Barla Lâhikası/167
  • lübb (a.i. ve i. ç. elbâb, lübûb.)  İç, öz. Her şeyin iyisi, hâlisi. Lübb-i lüb mârifettir mâ-hasal,  RNK-Barla Lâhikası/160
  • mâ-hasal Hâsıl olan, meydana gelen; netice, sonuç. Lübb-i lüb mârifettir mâ-hasal,  RNK-Barla Lâhikası/160
  • bahreyn İki deniz, Basra Körfezi ile Hind Denizi veya Karadeniz ile Akdeniz. Hıdr-ı bahreyn-i velâyettir sözün.   RNK-Barla Lâhikası/160
  • Calut Hz. Davud Peygamber'e (a.s.m.) karşı savaşan kafirlerin reisi. Asker-i Câlûd küfrü mahveder,  RNK-Barla Lâhikası/160
  • Zü'l-kifl Kur'ân-ı Kerim'de iki yerde adı geçmektedir. Hz. İlyas'dan (a.s.) sonra yirmi beş yaşında peygamber olarak görevlendirilmiştir. Altı yıl nübüvvet görevinde bulunmuştur. Allah'ın büyük bir feyz ve nasibine mazhar olduğu için, ona Zülkifl namı verilmiştir. "Kifl" haz, nasip manasına gelmektedir. Bütün gün oruç tutmayı, geceleri de ibadet etmeyi ve insanlar arasında hiç öfkeye kapılmadan adaletle hükmetmeyi tekeffül ederek hayatını geçirmiştir. Peygamberliği konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bir kısım alimler onun veli bir zat olduğunu, bazıları ise Zülkifl lakabının Hz. İlyas (a.s.) yahut Hz. Yuşa (a.s.) yahut da Hz. Zekeriya'ın (a.s.) lakabı olduğunu söylemişlerdir. Zülkifl-i ibadettir sözün.  RNK-Barla Lâhikası/161
  • muktezâ-yı beşeriyet İnsanlık gereği, insan olmanın icabı. Hem yine onun netaicidir ki, mukteza-yı beşeriyet olan, beynesselef cereyan eden tenkidat-ı rakipkârâne veya hakperestaneyi, sofestaicesine bir cerbeze ile, her birinin hakkında başkalarının tenkidatını irae edip, eâzım-ı ümmet hakkında hürmetsizlik ve emniyetsizliği telkin ederek o vasıta ile ezhandaki İslâmiyetin kudsiyetini sarsıyor.     RNK-İlk Dönem Eserleri/356
  • baran. f. Yağmur. mec. Rahmet. ve semâ-yı irfandan zemin-i maarife İlâhî bir havayla inen bârân-ı mârifeti(Allah'ı tanıma bilme yağmuru) ve feyezân-ı hikmeti zeminle âsuman arasında seyre dalmıştım. RNK-Barla Lâhikası/164
  • 1-mürd(e) 2-mürd Emrüd. C. 1-Ölmüş, ölü.    Gebermiş. 2-Sakalı belirmemiş genç yiğitler. Mürdeyi ihyâ, körü bina eder,  Nefha-i İsâ-yı fıtrattır sözün.  RNK-Barla Lâhikası/161
  • İsrâîl Hz. Yakub'un (a.s.) lâkabı. Hz. Yakub'un (a.s.) soyundan gelenler, Benî İsrail, İsrailoğulları, Yahudiler, Yahudi. Filistin toprakları üzerinde kurulan Yahudi idaresi. Din-i Hakkın neşr ü tâmimi için,  Fazl-ı İsrâil-i kudrettir(güçlü Yakup a.s. mın üstünlüğüve fazileti) sözün.  Hak cemâliyle kemâlin gösteren,  RNK-Barla Lâhikası/160
  • sad-hazar (f.b.s.) Yüzbin. Bu gülistandan istifade edemeyen bed-mâyelere, nasibedâr olamayanlara sad-hezâr teessüf!  RNK-Barla Lâhikası/157
  • bilcümle Bütün, hepsi, hep, toptan. Bilcümle Risaletü'n-Nur'un takdir ve tevkîri hususunda söz söyleyebilmekten kalemim âciz ve nâkıstır.  RNK-Barla Lâhikası/103
  • mağfûr (a.s. gufran'dan.) Rahmetlik olmuş, merhum, Allah'ın, kendisini affı için dua edilen ölmüş kimse. Allah'ın mağfiretine nail olmuş, günahı affolunmuş. merhum ve mağfur Abdurrahman gibi âhir nefeste iman ve tevfik ve saadet-i bâkiyede iki cihan serveri Nebiyy-i Ekremimiz Muhammedeni'l-Mustafa (sallâllahu teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimize ve siz muhterem Üstadımın arkasında ve yakınında komşuluk vermek suretiyle âmâl-i hakikiyeye nâil buyurur. RNK-Barla Lâhikası/63
  • hikmet-resân (a.f.b.s.) Hikmet veren. ve binnetice hikmet-resan ve nur-feşan ve müşkil-küşâ ve kâinatın muammâ-yı tılsımını açan anahtarları bu fakirin eline veren yine o risalelerdir. RNK-Barla Lâhikası/157
  • hatve-endâz (a.f.b.s.) Adım atan. Cümle mü'minîn-i muvahhidînin tarik-i hidâyette hatve-endâz olmaları için,  RNK-Barla Lâhikası/158
  • mü'minîn-i muvahhidîn Tevhide bağlı, Allah'ın birliğine inanan mü'minler. Cümle mü'minîn-i muvahhidînin tarik-i hidâyette hatve-endâz olmaları için, Cenâb-ı Vacibü'l-Vücud Hazretlerine kavlen dua ve tazarrû etmekliğim RNK-Barla Lâhikası/158