Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)

In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten

--------------------

Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.

Lektion lernen

  • minhâc (a.s. ç. menâhic.) Meslek, yol, açık geniş yol. (f.i.) Büyük ve işlek cadde. Minhaclar, Mirkatler, İstiâzeler ve emsâli lâtif, şirin, nuranî ezhâr ve esmâr-ı bînihayeleri,  RNK-Barla Lâhikası/257
  • gamnâk Gamlı, tasalı, kaygılı. gamnâk çehrelerimize beşaşet serpmişti. Dimağımızda Asr-ı Saâdetin o câzibedar hayatını canlandırmış, güya mâziyi istikbale çevirerek, bir müddet o âlemlere ve o nezih ruhlu, ulvî düşünceli insanlar arasında yaşatmıştır.   RNK-Barla Lâhikası/401
  • tatyîb (a.i. tayyib'den. ç. tatyîbât.) İyi davranma, gönlünü hoş etme, hoşlandırma. ve mahzun olan kalbine tesellî vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek; ve diğer   RNK-Barla Lâhikası/243
  • hoşâmedî Hoş geldin deme, karşılama merasimi, hoş geldin töreni. kendi taifesi lisanıyla ona hoşâmedî eder, onu alkışlar. RNK-Mektubat/134
  • şâzeli Ebu'l-Hasan-ı şazelî, (h. 593-656/m. 1196-1258) şazeliye adıyla anılan tarikatın kurucusudur. şazelî ünvanını doğduğu şâzilâ'dan alan şazelî, gençliğinde geçirdiği ağır bir göz hastalığından sonra kendini tamamıyla tasavvuf akîdesini öğrenmeye verdi. Kısa zamanda meşhur bir sûfi olan şazeli, Faslı sufi Abdü's-Salam bin Maşiş'in tesiri ile şazelî akidelerini yaymak için Tunus civarına gitti. Bir çok kere hacca giden şazelî, 656'da Hamaysira'da öldü. Eserleri: 1-Mukaddimatü'l-Gazziya li'l-Cemaatü'l-Azheriya.2-Kitabü'l-Uhva. 3-Hizbü'l-Barr. 4-Hizbü'l-Kabir. 5-Hizbü'l-Bahr. 6-Hizbü'n-Nasr. 7-Hizbü'l-Lutf. 8-Hizbü'l-Envâr. 9-Vasiya.
  • müzhir İzhar eden, izhar edici, gösteren, gösterici "Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor" hadis-i şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tâm olan Mevlânâ eş-şehîr, kutbü'l-ârifîn, gavsü'l-vâsılîn, vâris-i Muhammedî, kâmilü't-tarikati'l-âliyye ve'l-müceddidiyye Hâlid-i Zülcenâheyn (Kuddise sirruhu), ilâ âhir... RNK-Barla Lâhikası/239
  • tahrîc (a.i. hurûc'dan.) Çıkartma. Diploma verme, mezun etme. fık. Müctehidlerin istinad ettikleri nasslara, kaidelere, asıllara tatbikan şer'î hükümleri çıkarma. hds. Hadislerin ilk rivayet edenini ortaya çıkarma. Ashâb-ı Kütüb-i Sitteden İmam-ı Hâkim, Müstedrek'inde ve Ebu Davud, Kitab-ı Sünen'inde; Beyhakî, Şuab-ı İman'da tahriç buyurdukları,   RNK-Barla Lâhikası/238
  • nasâyih (a.i. nasîhat'ın ç.) Nasihatler, öğütler. ve resâil-i şerifelerinden muktebes nasâyih-i kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, on üç sene mukaddem, RNK-Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî/26
  • feth-i bâb-ı rahmet Rahmet kapılarının açılması. Sevgili Hocam, Sözler ünvanıyla neşr-i envar ve feth-i bab-ı rahmet eden envâr-ı Kur'âniye esasen has, mahsus bir sikke-i hâtemi taşımaktadırlar.  RNK-Barla Lâhikası/267
  • ibrâz Meydana çıkarma, ortaya koyma, gösterme Akıl berveçh-i mutad, burhan şeklinde bir temsil ile ibraz ediyor.  RNK-Mesnevî-i Nuriye/313
  • 1-mesâib (musibet) 2-mesaib (mus'ab) 1-Musibetler, felâketler, sıkıntılar. 2-Zor işler, müşkül haller, müşküller. Fakat, o da mâziyat ve mesâibdedir ki, ye'sin ve hüznün ilâcıdır.  RNK-Sözler/624
  • alelhusus Özellikle, husûsiyle, en çok, hele. Cümlesine, alelhusus isimleri zikrolunan Galip, Hüsrev, Hafız Ali, Süleyman Efendilere ve Nurların başkâtibi Şamlı Hafız Tevfik, hasta olduğundan müteessir olduğum ve inşaallah iade-i afiyet etmiş olan Muhacir Hafız Ahmed Efendiye ve sair mukarreblere selâm ve dualar ederim.     RNK-Barla Lâhikası/290
  • muhayyile (a.i. hayâl'den. ç. muhayyelât.) Hayal etme gücü. Bu muhayyilenin dimağda kendisine tahsis edilen mahalli, bir hardal tanesi kadarken, her zaman bütün âlemi sinema şeritleri gibi hayal hanesinde dolaştırır. Hafıza bir çeşit, akıl ayrı bir çeşit, fikir başka bir halde, kalb daha başka, kâmil insanlarda hal-i faaliyette olan diğer letaif daha başka bir   RNK-Barla Lâhikası/271
  • lâmise Dokunma hissi, duygusu. biy. Dokunma. psik. Dokunma. bâsıra, sâmia, zâika, lâmise, şâmme gibi havass-ı zâhirînin istiâb ettikleri mânevî sahalara nisbetle,  RNK-Barla Lâhikası/272
  • muhayyirü'l-ukûl Akıllara hayret verip hayranlık uyandıran. Fettâh ismi imdada yetişerek, öyle muhayyirü'l-ukul kapılar açıyor ki, zevkine nihayet bulunmuyor. RNK-Barla Lâhikası/407
  • müteneffir (a.s. nefret'ten.) Nefret eden, tiksinen, iğrenen. gizli ezân-ı Muhammedîyi işitmekten kulağı müteneffirâne, havftan gelen bir istikrah ile, kalktı, kaçtı. Bu işe sen fetva ver! Fahr-i Âlemin (a.s.m.) en nuranî, l RNK-Barla Lâhikası/283
  • asel-i musaffa Süzme bal. Lem'alarını hâvi olan pek kıymetli, nurlu ve hikmetli, serâpâ nur olan hakaik derslerinden derin mânâlı, şirin lezzetli, asel-i musaffâ nev'inden ekmel eserlerini almakla bahtiyar, cevap takdimine muvaffak olamamakla bedbahtım. RNK-Barla Lâhikası/280
  • etrâf-ı erbaa Dört yan, dört yön; doğu, batı, kuzey, güney. (şark, garb, cenûb, şimâl) Zira, etraf-ı erbaamdan takattur eden vahşetler, kasâvetler, yeisler, beisleri tasavvur ettikçe, biri cinnete, yani cünuna, diğeri cennete, yani Şam'a gitmek üzere, akıl ve ruhum seferber vaziyetini alıyorlar.  RNK-Barla Lâhikası/279
  • fıkarât (a.i. fıkra'nın ç.) Kıssalar, fıkralar, küçük hikâyeler. Fasıllar, bölümler, kısımlar. Cümleler, paragraflar. Omurga kemiklerindeki boğumlar. cümel ve fıkarât ism-i Bedî' ve Hakîmin bir cilve-i hâssa ve mümtazesidir, dersem binden bir hakkını bile vermiş olamam.   RNK-Barla Lâhikası/277
  • şâkûl geo. Çekül, yer çekimi istikametini gösteren, ucuna ağırlık bağlanmış ipten ibaret alet. Kamer batn-ı arzdan sür'atle çıkarak, şâkulen(yere dik) semâvâta yükselmeye başladı.  RNK-Barla Lâhikası/287
  • istikrâh (a.i. kerh'den.) Bir şeyi kerih görme, iğrenme, tiksinme. Edebin bir nev'i tesettürdür, mucib-i istikrah hâlâtı setretmektir. Allâmü'l-Guyûba karşı tesettür olamaz.   RNK-Lem'alar/109
  • şinik On litre su alabilen teneke kutu kadar olan mahsul ölçüsü. Yarım gaz tenekesi. (Isparta havalisine mahsus hububat ölçüsü) Aldı, iki şinik buğdayını, bana, değirmende öğüterek getirdi. Dört aydır daha bitmemiş.   RNK-Barla Lâhikası/286
  • beşuş Güleryüzlü, şen. Kendileri uzun boylu, çok mehîb ve üzerlerinde siyah bir sako, mübarek sakalları siyah, pek az ağarmış, beşûş ve nuranî bir çehre… mübarek başlarında bir mahrût-u nâkıs şeklinde yüksek ve çok beyaz bir sarık vardı.  RNK-Barla Lâhikası/276
  • mehîb (a.s. heybet'den.) Heybetli, ihtişamlı, azametli. Cüsseli, iri büyük, korkunç. Korku verici İnsanın kendisinden korktuğu. Heybetli, azametli, korkunç kimse. Arslan, esed, gazanfer. Kendileri uzun boylu, çok mehîb ve üzerlerinde siyah bir sako, mübarek sakalları siyah, pek az ağarmış, beşûş ve nuranî bir çehre… mübarek başlarında bir mahrût-u nâkıs şeklinde yüksek ve çok beyaz bir sarık vardı.  RNK-Barla Lâhikası/276
  • müvezzî' (a.s. vez'den.) Tevzi eden, taksim eden, paylaştıran, dağıtan. i. Postacı, mektup, telgraf gibi şeyleri ev ev dağıtan kimse. Gazeteci, evlere gazete dağıtan kimse. Fakirde kısmen müvezzilik, kısmen hademelik sıfatıyla bulunsam ne zararı var?" deyip mütesellî oluyorum.   RNK-Barla Lâhikası/274
  • mûterifâne İtiraf edercesine, itiraf ederek. Muterifâne, "İbrahim, müstehaksın" diyorum. Nihayet yine ümidimi Rabbimden kesmeyerek diyorum: " RNK-Barla Lâhikası/274
  • ibtihâc Sevinç, sevinme, iç açıklığı Bolluk, bereket. Hubur ve ibtihaca müstağrak oluyor.  RNK-Barla Lâhikası/274
  • hubûr hubûr hubúr(a.i. hibr'in ç.) (a.i. haber'in ç.) Haberler, havadisler. Sevinç, sürur, gönül ferahlığı, çok sevinme. Alimler. İsrâiloğulları bilginleri. Hubur(sevinç) ve ibtihaca müstağrak oluyor.  RNK-Barla Lâhikası/274
  • vefîr, vefîre (a.s. vefret'den.) Çok, bol. Ey sevgili Üstadım, ne kadar teşekkürât-ı vefîre ifâ etsem ve hayli minnettar olsam, yine ifâ edemeyeceğime kail olduğumdan, dilerim Cenâb-ı Haktan razı olacağınız kadar, nâil-i mükâfât eylesin. Âmin, bihurmeti seyyidi'l-Mürselîn.
  • mudill (a.s. dalâlet'den.) İdlâl edici, yoldan çıkaran, doğru yoldan saptıran. Sekizinci İşaret'te ispat edilip gösterilen hak ve hakikat, dalâlet vâdilerinde uçan serseri mudillerin yollarını pek vâzıh tenvirle, o
  • kesâlet Tembellik. Üşenmek. Uyuşukluk. Rehâvet. Bunu, fakirin atâlet, betâlet ve kesâletine haml buyurmayınız. Şikâyet değil, müftehirane arz ediyorum. Bu sene Cenâb-ı Hakkın fakire lütuf ve ihsan ve keremi çok oldu. 
  • çarşı-yı âlem Dünya çarşısı. Böyle bir çarşı-yı âlem mallarını almak lâzım ki, bir padişah kuvveti olsun.  RNK-Barla Lâhikası/278
  • bîdâr Uykusuz, uyumayan, uyanık. Sûre-i Nur'da ‎لَيْسَ عَلَى اْلاَعْمٰى حَرَجٌ 2 âyetini kıraat ederek nevmden bîdâr oldum. RNK-Barla Lâhikası/264
  • betalet Avarelik, işsizlik, tembellik. Boş şeyler söylemek. Cesaret, bahadırlık, kahramanlık. Hem ihbar ediyorlar ki, dalâlet ve batalet ve belâhet şu'muyla (uğursuzluğuyla) sol yolda gidenler, müddet-i seferlerinde, açlık ve korkudan azîm bir ıztırap çekiyorlar. 
  • ahkar-ı mahlûkat Canlıların en hakiri, en küçüğü, en âcizi. Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle
mütehassir ve nâlân, ahkar-ı mahlûkat  
  • sâî (a.s. sa'y'den. ç. sâûn.) Çalışan, didinen, uğraşan, sa'yeden. Hızlı, seri yürüyen. Haberci, haber götüren, mektup götüren, ulak. (bkz. sa'y.) Çünkü kıymettar bir hazine ve defineyi keşfeden ve o zemin ve zamanda gayyûr keşşâfa, taharriyatta bezl-i vücut eden sâîler o yolda acaba o defineyi bulabilir miyiz gibi bir eser-i tereddüt göstermeyerek sarf-ı mesâide bulunan,  RNK-Barla Lâhikası/291
  • bezl Bol bol verme, kendiliğinden verme, sarf etme, cömertlik. Çünkü kıymettar bir hazine ve defineyi keşfeden ve o zemin ve zamanda gayyûr keşşâfa, taharriyatta bezl-i vücut eden sâîler o yolda acaba o defineyi bulabilir miyiz gibi bir eser-i tereddüt göstermeyerek sarf-ı mesâide bulunan, pek kıymettar semere-i sa'yi ve âlem kıymetindeki mahsul gayretleriyle, herkesi tergib ve teşvik ve tenvire hasr-ı vücut eden zevat, hakikaten şâyân-ı takdir ve tebriktirler.     RNK-Barla Lâhikası/291
  • 1-gavs (a.i. ç. agvâs.) 2-gavs 1-Yardım, muavenet.    Yardım istemek için bağırma, medet.    s. Yardımcı, imdâda yetişen.    tas. Yardım, ruhanî himaye istenen ermiş kişi; velilerin başında bulunan en büyük veli,        kutb. 2-Suya dalma, dalgıçlık. 2-İşe girişme, dibine varma. 3-mec. Bir meselenin derinliğine           inme, iyice anlama. O büyük Gavsın sekiz yüz sene evvel ilân ettiği bu hakikatin karşısında hayran oldum. O büyük Şeyh, eski Said gibi bir müridle, yeni Said gibi bir ders arkadaşıyla konuşuyor. Ve konuşmaya da zaman ve mekân mâni olamıyor-ister arzın öbür tarafında olsun, ister semâvâtın en uzak köşelerinde olsun, ister Hazret-i Âdem Safiyyullah zamanında dünyaya vedâ etmiş olsun...     RNK-Barla Lâhikası/293
  • temâyüz (a.i. meyz'den. ç. temâyüzât.) Kendini gösterme, seçkin hâle gelme, sivrilme, yükselme, üstün olma. Bu hizmette temayüz eden arkadaşlarınıza irâe ederek, her hususta sitayişe lâyık Hulûsi'yi ve ona refik olacak bir kabiliyette bulunan mütevâzi Sabri'yi ve hizmet ve gayretleriyle sadıkane çalışan Süleyman ve Bekir Ağa gibi talebelerinize işaret eyliyorsunuz. RNK-Barla Lâhikası/293
  • kezâlik Kezâ, bu da öyle, böylece, hâkeza Bunun gibi. Böylece. Bu da böyle. Üstadımız hakkında sormuş olduğum suale verdiğiniz cevap, kezâlik evvelki kanaatlerimi teyit ve takviye etti.  RNK-Barla Lâhikası/295
  • mebsût Açılmış, yayılmış, serilmiş. Uzun uzun, tafsilatlı şekilde anlatılan. Güzel sanatlarda bir yazı stili. Mufassal, etraflıca beyan olunan. İmam Serahsî'nin meşhur bir eseri. Zira eserler birbirini takiben neşrolundukça, kıymetleri de mebsutan tezayüd etmektedir.  RNK-Barla Lâhikası/295
  • mükemmil (a.s. kemâl'den.) Mükemmel hale getiren, tamamlayan, tamamlayıcı, ikmal eden, mükemmelleştiren. Mürşid. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin, evvelki mürebbîlerden daha ekmel olmasını iktiza eder RNK-İşârâtü'l-İ'câz/80
  • ba's Gönderme, yollama, irsal. Diriltme, ihya, öldükten sonra kıyamet günü diriliş. Allah'ın insanlara peygamber göndermesi. ulûm-u evvelîn ve âhirîni cami bir kitapla ba's olunacak, kâinatın ruhu hükmünde ve bütün kâinatın güzellikleri kendi fıtratında tecemmu edip, tekemmülle tulûu, fecirden sonra şemsin tulûu gibi bekleniyordu.   RNK-Barla Lâhikası/297
  • mâ-i cârî Akarsu. mâ-i câri nehirlerle i'lâ-yı kelimetullah eden ve onların kal'alarını zîr ü zeber eden,  RNK-Barla Lâhikası/298
  • 1-erbâb (a.s. rabb'in ç.) 2-erbab 1-Sâhibler, mâlikler, rabler, terbiye edenler.    Ehil, muktedir, becerikli, lâyık. 2-Ulu, ulvi, âlâ.    Reis, başkan, şef. ilâ yevmilkıyâm o envârın tevessüüne ve neşrine hayatını fedâ eden ve edecek erbabının teksirini ihsan buyursun. Âmin, âmin, bihurmeti seyyidi'l-Murselîn.   RNK-Barla Lâhikası/299
  • re'ye'l-ayn Kendi gözüyle görerek. Dikkatli veçh-i saadete nazar ettiğimde, alnı veçh-i mübareki güneş gibi gayet parlak ve sair aksâmı buğday rengi, re'yel-ayn müşahede ettim. RNK-Barla Lâhikası/302
  • tastîr (a.i. satr'dan.) Yazı yazma, satırlar meydana getirme, satır dizme. o Nurlardan almış olduğum feyzi etraflıca anlatamayacağım için, mektup tastîrine cür'et edemiyorum.   RNK-Barla Lâhikası/302
  • zâid Artan, arttıran. Lüzumsuz, gereksiz, fazla. mat. Artı. Bu hissiyatımı izah etmek, anlaşılmış bir ruh için zaid değil midir?   RNK-Barla Lâhikası/316
  • fâriğ (a.s. ferâğ'dan.) İşini bitirmiş, boş kalmış. Rahat, âsûde. Vazgeçmiş, çekilmiş. fık. Tasarrufu altında olan mülkün kullanma ve tasarruf hakkını başkasına devreden. İmamın namazdan fariğ olduğunda nasıl yüzünü cemaate çevirir, bizim girdiğimiz tarafa doğru zât-ı Risalet dönmüşler.  RNK-Barla Lâhikası/302
  • utarid Güneşe en yakın gezegen, Arzıtilek, Merkür. Araptan bir kabile adı. Utarid ve Zühre gibi maddeten ve mânen yakın bulunan Hizbü'l-Kur'ân'a dahi hafız, sadık, halis ve salih kardeşlerimin daha çok esrar anlayacaklarına şüphe etmiyorum.     RNK-Barla Lâhikası/306