Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)

In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten

--------------------

Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.

Lektion lernen

  • hayat-ı câvidân Ebedî, sonsuz hayat. İşte Risale-i Nur dahi bu asırda bütün âlem-i beşeriyete hayat-ı câvidân ve âdeme, RNK-Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî/360
  • 1-badî 2-bâdî 3-Badi 1-Sebeb, mûcib.    Sebep olan, yol açan, vesile.    İlk, başlangıç.    tas. Tecelli halinin başlangıcı.    Zâhir ve âşikâr olan.    Halkeden. Hâlık. Yaratan. 2-Geçici.    Havaya veya rüzgâra âit. 3-Deniz içinde olan ada.    Et.    Deri. hilkat-ı âlemlere bâis ve bâdî olan iki cihan serveri, RNK-Barla Lâhikası/324
  • ifrâğ (a.i. ferağ'dan.) Bir halden başka bir hale sokma, çevirme. Kalıba dökme, şekil verme, bir biçime sokma. biy. Boşaltım boşaltma. Lâkin fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için uzunlaşmış ve müşkilleşmiş.  RNK-Mesnevî-i Nuriye/326
  • müsta'celiyet Âcil olma hali. Fakat meselenin müstâceliyetini düşünemiyordum. Ve bir de diğer kardeşlerimin bu şereften mahrumiyetidir ki, bu fikrimin ve bu arzumun kabulünde ısrar edemiyorum.   RNK-Barla Lâhikası/128
  • mev'ûd (a.i. va'd'den. ç. mevâîd.) Vaad edilmiş, söz verilmiş. Muayyen, belirli. Zamanı belirtilmiş, vadeli. İnşaallah, mev'ûd vakte biz de erişmiş bulunuyoruz. RNK-Barla Lâhikası/129
  • âriyet (a.i. ç.avâri.) Geçici olarak, vadesiz verilen ödünç, iğreti. huk. Bir malı bağış yapmaksızın faydalanması için başkasına verme Bediüzzaman" lâkabı benim değildi. Belki Risale-i Nur'un mânevî bir ismiydi; zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış.  RNK-Mektubat/659 âri
  • usûl-i bey'u şirâ Alış-veriş usûlü. Binaenaleyh, şu devr-i müşevveşte, hakaik-i Kur'âniyenin hakkıyla bey'u şirâsını yapan dellâl-ı Kur'ân'ın değil altı senedir, belki kırk seneden beri ehl-i İslâm'a hitâben,     RNK-Barla Lâhikası/133
  • zi'l-yed Sahip, el sahibi. fık. Bir malı elinde bulunduran ve bu malı kullanan kimse. bâyii, dellâlı, usûl-i bey'u şirâya âşinâ olmazsa, zilyed bulunduğu kıymettar hazinenin müştemil ve muhtevî bulunduğu emtiayı,  RNK-Barla Lâhikası/133
  • zevi'l-elbâb Akıllı kimseler, akıl sahipleri. Zevil'elbabca mukarrerdir: RNK-Muhâkemat/59
  • muâlecât (a.i. ilâc'dan. muâlece'nin ç.) İlâç yapmalar, ilaçla tedaviler, iyileştirmeler. Bir hususta çalışmalar. ne gibi muâlecât var ve asıl mevzuları nedir?  RNK-Barla Lâhikası/134
  • muvazzah (a.s. vuzûh'tan.) Muvazzah edilmiş, açıklanmış, ayrıntılı bir şekilde anlatılmış, açık açık gösterilmiş. bir kat daha muvazzah ve oldukça şümullü bir cevâb-ı âliyi bizlere ihsan eden ve kısacık cümlesi nâmütenâhi hakaik-i maânîyi câmi bulunan,  RNK-Barla Lâhikası/136
  • aram ârâm(a.i. irem'in ç.) Durma, eğlenme, dinlenme. Yerleşme, istirahat etme. Karar kılma. Sahrâda, çölde bilerek konulan nişanlar. Senin sarsılmaz azmin, kahraman metanetin, ârâmsız sa'yin semeresiz kalmadı. Anadolu'nun ortasına öyle bir âb-ı hayat çeşmesi açtın ki,Haşiye bu çeşmenin muslukları yazdığınız Risalelerin,  RNK-Barla Lâhikası/129
  • mevâid mevâid(a.i. mev'id'in ç.) 1-(a.i. mâide'nin ç.) Sofralar, mâideler. 2-Söz verilenler, vaad edilenler, söz verilen yerler, söz vermeler. gıda-yı ruhânîmi ârâmsız alınca, o mevâidi ihsan edene de, getirene de, isteyene de hadsiz medyûn-u şükran kalıyorum.  nevahisinden herkesten ziyade müctenip, mevaîdine herkesten ziyade mutmein, vaîdlerine herkesten ziyade mü'min ve müttakî ve     RNK-İlk Dönem Eserleri/244
  • sadhezâr Yüzbinlerce. "Estağfirullah, sadhezâr estağfirullah! Biz ölmüştük, lehülhamd bize taze hayat bahşedildi. Gücenmeye hiçbir cihetle hakkımız yok. Vazifemiz olan duaya devam ve teşekkür borçluyuz" cevab-ı hakgûyânesini ruhumdan aldım.     RNK-Barla Lâhikası/137
  • cevab-ı hakgüyâne Hakkı söyleyen cevaplar. Gücenmeye hiçbir cihetle hakkımız yok. Vazifemiz olan duaya devam ve teşekkür borçluyuz" cevab-ı hakgûyânesini ruhumdan aldım.     RNK-Barla Lâhikası/137
  • varakpâre Yaprak parçası, kâğıt parçası. Küçük yaprak, yaprak parçası. Önemsiz yazı, tezkere, pusula. Bir varak-pâre-i fâzılâneleriyle, Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmının sekiz sahifeden ibaret olan Sekizinci Remzi, üç sekiz tevafukatıyla kendini gösterdi.  RNK-Barla Lâhikası/149
  • alettevali Arası kesilmeksizin, arka arkaya. İşte, beşere, bilhassa Müslümanlara ârız olan ve alettevâli artmakta olan zaaflar, bu neticeyi tâcil ediyor, mütalâasındayım. RNK-Barla Lâhikası/138
  • dercan İçine almak, hayatını ona vermek Furkandadır elmas hakikat, dercan ederim, sen gibi satmam.
Halktan Hakka seyran ederim, sen gibi sapmam.   RNK-Sözler/288
  • müncelî (a.s. cilâ'dan.) Parlayan, parlak. Meydanda, besbelli olan, ap-açık, tecelli eden, âşikâr. elfaz, bu ne mânâ, bu ne üslûb-u hasen,  Okudukça müncelî olmakta, daim bir hüsün.    RNK-Barla Lâhikası/509
  • vâlih (a.s. veleh'den.) şaşa kalmış, şaşırmış, hayrette kalmış.   Bütün kevn vâlih ve hayran düşündükçe serencâmın  Kerîm hayretle, hürmetle anar nâmın, büyük nâmın.     RNK-Barla Lâhikası/141
  • serencâm Bir işin sonu, son, âkıbet. Baştan geçen hadise, başa gelen ibretli olay. Vak'a. Bütün kevn vâlih ve hayran düşündükçe serencâmın  Kerîm hayretle, hürmetle anar nâmın, büyük nâmın.     RNK-Barla Lâhikası/141
  • sükkân (a.s. sâkin'in ç.) Sakin olanlar, ikamet edenler, oturanlar. çürüyüp tazelenecek sükkânına, bilhassa cin ve inse en âli bir hediye, en mükemmel bir rehber, en mukaddes bir mürşid olarak,  RNK-Barla Lâhikası/145
  • mübâhî (a.s. behâ'dan.) Övünen, gururlanan, iftihar eden. daima birbirinin evsâf-ı mümtazesiyle müftehir ve mübâhî, samimiyet ve vefa hususunda, rüfekasını şahsına tercih eder,  RNK-Barla Lâhikası/146
  • beray-ı ziyâret Ziyaret için, ziyaret maksadı ile. Ve teslim aldığımı şununla ispat ederim ki, duaya kabul buyurduğunuz tarihte, yani, Ramazan-ı Şerifin üçüncü günü berâ-yı ziyaret nezdinizde idim.  RNK-Barla Lâhikası/148
  • tahlîs (a.i. halâs'tan.) Kurtarma. "Ya Rabbi, ya Rabbi! Yirmi yedi seneden beri, şeytan aleyhi'l-lânenin zırhlı çelik sandukaya kilitlemiş olduğu imanımı, balyozuyla kırarak tahlis eden Üstad-ı Ekremime,  RNK-Barla Lâhikası/148
  • ba'de't-takbil Öptükten sonra Mektubu aynı sevinçle, ba'de't-takbil beraber açtık RNK-Barla Lâhikası/149
  • iskâ (a.i. saky'dan.) Su verme, sulama, suvarma. Veyahut arazilerini iska için cetveller yaparak hangi tarafa götürülse, azîm cemaatler nasıl tefeyyüz etmez? RNK-Barla Lâhikası/151
  • nevmîd (f.s. nâ-ümîd'den.) Ümidini yitirmiş, ümitsiz, ümîdi kırık, me'yûs. Bu sebepten yeis ve nevmîdiye dûçar olurdum.  RNK-Barla Lâhikası/153
  • mülâkî (a.s. likâ'dan.) Mülakat yapan. Buluşan, kavuşan. Görüşen, konuşan.  her asırda emsâline ender tesadüf olunan bir dâhî-i âzama bizleri mülâki kıldı da, otuz seneden beri ruhumun çok büyük iştiyak ve tahassürle beklediği bir üstad-ı muhtereme nâil eyledi.   RNK-Barla Lâhikası/153
  • ağniya-i maneviye Maneviyat zenginleri. Manevî zenginlikleri olanlar. hem ağniyâ-i mâneviye adedine dahil olsun ve hem de künûz-u mahfiyeye ıttıla kesb   RNK-Barla Lâhikası/153
  • teşrih (a.i. şerh'ten. ç. teşrîhât.) Bir meseleyi iyice araştırıp ortaya çıkarma, şerh etme, açma. Açma, yayma, inceden inceye didikleme. Bir ölü gövdesini kesip parçalara ayırma, otopsi yapma, otopsi, feth-i meyyit. Anatomi. İskelet. O teşrihatı, muharref olan Tevrat ve İncil'de olduğu gibi kabul ederse, akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaatte olan mâsumiyet-i enbiyaya muhalefet oluyor. Kıssa-i Lût ve Davud Aleyhimesselâm, buna iki şahittir.   RNK-Muhâkemat/80
  • tavassut (a.i. vasat'tan. ç. tavassutât.) Vasıta olma, ara bulma, aracılık etme, aracılık. İyi ile kötü arasında ılımlı olanı seçme. Kıymetli Üstadım, siz tavassut buyurunuz, değersiz hizmetimizle pek az ve kısa olan şu dünya hayatı içinde, belki bir katre mesabesindeki hamd ve şükrümüzü, "tekabbelâllah" sırrına mazhar buyursun, inşâallah. RNK-Barla Lâhikası/496
  • -resân (f.s. res'in ç.) Yetişenler, erişenler, ulaşanlar. (şeref-resân: şerefe ulaşanlar.) Yetiştiren, ulaştıran. (Müjde-resân: Müjde yetiştiren.) ve binnetice hikmet-resan ve nur-feşan ve müşkil-küşâ ve kâinatın muammâ-yı tılsımını açan anahtarları bu fakirin eline veren yine o risalelerdir. İşte o bahâ takdir edilemeyen o anahtarlar, öyle mücevherat ve pırlanta elmaslar ki, ne diyeyim, iktidarsızlığımdan lisanım ve kalemim kalbimin tercümanı olamıyor, âciz kalıyor. RNK-Barla Lâhikası/157
  • ezhâr-ı lâtife Hoş ve güzel çiçekler. Bir gülistan-ı ferah-fezâda gayet nâdide ve hoş bu ezhâr-ı lâtife gûna-gûn bulunup da, hangisini koparmaya, koklamaya, tercih etmeye mütehayyir kalıp da, neticede hepsinden bir deste, bir demet yapmaya karar verdiği gibi;  RNK-Barla Lâhikası/157
  • mest-i lâ-ya'kıl Aklı baştan götüren sarhoşluk. İnsanı, fakat o insanı tahayyür ve tefekkür sahrâsında mest-i lâya'kıl bırakmaz da ne yapar?  RNK-Barla Lâhikası/157
  • endâz Atan, atmış, atıcı mânasında birleşik kelimeler yapar. ( Dehşet-endâz: Dehşet verici, korkutucu.) Cümle mü'minîn-i muvahhidînin tarik-i hidâyette hatve-endâz olmaları için, Cenâb-ı Vacibü'l-Vücud Hazretlerine kavlen dua ve tazarrû etmekliğim ve fiilen de, henüz dörtte birini yazamadığım,  RNK-Barla Lâhikası/158
  • ka'r Derinlik, dip. Her şeyin dibi, nihâyet. Deniz, göl, kuyu gibi şeylerin derin dibi. Bu sırada coşan deryanın ka'rından, sahil-i beyana bahâ takdir edilemeyen cevahir geliyordu.  RNK-Barla Lâhikası/164
  • sâl Yıl, sene.
  • sâl Yıl, sene. On dördüncü asrın elli ikinci sâline yetişip,  RNK-Barla Lâhikası/164
  • ceriha Yara. Evet, cerihaların üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer'an o yaranın gasli yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü iptal etmez.  RNK-Barla Lâhikası/384
  • dürr-i meknûn Mahfazalı parlak inci. Evet eczahane-i Kur'ân'ın müstahzarâtından ve ancak binden bir nisbetindeki hikmetinden olan işbu dürr-i meknûn, es'ile ve ecvibe, işaret ve sarahatıyla tedaviyle,  RNK-Barla Lâhikası/166
  • müstahzarât Hazırlanmış, hazır şeyler. Zihinde hazır tutulmuş şeyler. Hazır ilaçlar. Evet eczahane-i Kur'ân'ın müstahzarâtından ve ancak binden bir nisbetindeki hikmetinden olan işbu dürr-i meknûn, es'ile ve ecvibe, işaret ve sarahatıyla tedaviyle,  RNK-Barla Lâhikası/166
  • mağmûm (a.s. gamm'dan) Gamlı, kederli, üzüntülü, tasalı, sıkıntılı. Bulutlu, kapalı, sıkıntılı (hava). işaret ve sarahatıyla tedaviyle, mağmûm kalbimi tesrir ve müteessir vicdanımı tenvir RNK-Barla Lâhikası/166
  • mahzûz (a.s. hazz'dan.) Hazzetmiş, hoşlanmış, hoşnut olmuş, sevinmiş. Evet, annesiz aç bir çocuğun ağlamasından müteessir ve acıyan bir vicdan sahibi, elbette validelerin çocuklarına olan şefkatlerinden zevk alır, memnun ve mahzuz olur.  RNK-İman ve Küfür Muvazeneleri/238
  • ulemâ-i benâm Nâmlı, ünlü, seçkin âlimler. hakikî verese-i enbiya olan ulemâ-i benâm, RNK-Barla Lâhikası/167
  • kulûb-i mecrûha Yaralı, yaralanmış kalbler. en kısa bir âyetten nice hakaik-i nâmütenâhiye istinbat ve istihraç ederek ümmet-i Muhammedin kulûb-i mecrûhalarını Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın âb-ı hayatıyla ihya buyuruyorsunuz.  RNK-Barla Lâhikası/167
  • teysîr (a.i. yüsr'den. ç. teysîrât.) Kolaylaştırma, kolay hale getirme. "Yâ Rab, şu Kitab-ı Mübînin infaz-ı ahkâmını teshil ve teysir ve dellâl-ı Kur'ân'ı da, âmâl ve makasıdında muvaffak ve cemi' ihvanımla beraber bu kemter kulunu da, hulûl-i ecelime değin, Kitab-ı Mübîne hâdim buyur" duasıyla arîza-i âciziyeye hâtime veririm.   RNK-Barla Lâhikası/261
  • atş Susuzluk, susama. O hakaik-i azîme ki, bütün dünya halkının eşedd-i ihtiyaç ve atş ile, sabırsızlıkla, mütereddid, mütehayyir, "Acaba bir âb-ı hayat bulacak mıyız?" RNK-Barla Lâhikası/171
  • Şâh-ı Levlâk Yaratılanların şahı, kâinatın efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.). Aynen kütüb-ü sâbıkada da vesile-i dünya olan Şâh-ı Levlâki evsafıyla, ashabıyla haber vermeleri gösteriyor ki, ulûm-u evvelîn ve âhirîni cami bir kitapla ba's olunacak, kâinatın ruhu hükmünde ve bütün kâinatın güzellikleri kendi fıtratında tecemmu edip, tekemmülle tulûu, fecirden sonra şemsin tulûu gibi bekleniyordu.   RNK-Barla Lâhikası/297
  • ed'iye (a.i. duâ'nın ç.) Duâlar. ve Zât-ı Üstadânelerinin makbul ed'iyelerinden gece ve gündüz hissemend olmamızı niyaz ediyorum ve böyle imanım var ve her dakika ârâmsız bekliyorum.   RNK-Barla Lâhikası/174