Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)
In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten
--------------------
Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.
- kevkeb-i nevvâr Parıldayan yıldız. gözlerini kör eden, erbab-ı gafleti uyandıran pek haşmetli, çok nurlu birinci kadirden bir kevkeb-i nevvârdır. RNK-Barla Lâhikası/71
- hâh nâ-hâh f. İster istemez. ve Otuz İkinci Söz üç mevkıfı ile bu yıldızların hepsinin üstünde parlayan ve enzar-ı dikkati hâh-nâhâh üzerlerine celb eden hâlis nurdan vücuda gelmiş birinci kadirden pek nurlu, RNK-Barla Lâhikası/71
- mektûm (a.s. ketm'den.) 1 Gizli, saklı, ketmedilmiş. Saklanan, gizlenen. Hükümetten gizli tutulan. Lâkin henüz ifşâ etmiyor, mektum tutuyor" fikrindeyim ve bu fikrimi bazı hâlis kardeşlerime de söylemiştim. RNK-Barla Lâhikası/294
- cemâl-i bâ-kemâl-i Rabbaniye Allah`ın terbiyesindeki güzellik ve mükemmellik. şu mevzuu bahis Cennet gibi bir nimetle i'zaz edecek ve alelhusus Cennette en büyük nimet, cemâl-i bâ-kemâl-i Rabbaniyeyi müşâhede ve RNK-Barla Lâhikası/84
- ebvab-ı müteaddide Muhtelif kapılar, çeşitli bölümler, kısımlar. şu hakaikin menbaı olan Furkan-ı Mübîn ve Kur'ân-ı Azîmin ebvâb-ı müteaddidesini fetih ve esrar-ı gûnâ-gûnuna ıttıla ile derya-yı hakaike dalmak herkese müyesser olmadığından, RNK-Barla Lâhikası/84
- i'zaz (a.i. izz'den.) Ağırlama, ikram etme. Aziz kılma, saygı gösterme. şu mevzuu bahis Cennet gibi bir nimetle i'zaz edecek ve alelhusus Cennette en büyük nimet, RNK-Barla Lâhikası/84
- endaht Atmak, silah boşaltmak. Avrupa meftunlarına endaht edilen altın topun elmas güllelerini gördüm, hayran oldum. RNK-Barla Lâhikası/84
- Vâhibü'l-A'mâl ve'l-Âmâl Emelleri ve amelleri bağışlayıcı olan Allah. Âh, Hudâ-yı Müteâl ve Vâhibü'l-A'mâl ve'l-Âmâl Hazretleri tevfikat-ı Samedanîsini ihsan buyursa da, Üstad-ı Âlîkadrimden fenn-i ilm-i kelâmı taallümle tefeyyüz edebilsem, dedim ve bu arzu kalb-i bendelerîde ile'l-ebed merkûz kalacaktır ki, bu da kıymet-i bîpâyânını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifadeden âciz bulunduğum Yirminci Mektub-u mergûbdan mütevelliddir. RNK-Barla Lâhikası/85
- 1-merkûz (a.s. rekz'den.) 2-merkuz 1-Dikilmiş, saplanmış, batırılmış, sâbit kılınmış. mec. Tabiatında, yaradılışında bulunan. 2-Tahrik olunmuş, harekete getirilmiş. Ayakla tepilmiş. dedim ve bu arzu kalb-i bendelerîde ile'l-ebed merkûz(saplanmış sabit kalmış) kalacaktır ki, bu da kıymet-i bîpâyânını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifadeden âciz bulunduğum Yirminci Mektub-u mergûbdan mütevelliddir. RNK-Barla Lâhikası/85
- Muhammed Küfrevî 1371'de Filistin'in Remle kasabasında doğdu. Adı şihabettin Remli'dir. şeyhü'l-İslâm, kutbü'l arifindir. Fıkıh, tevhid ve tasavvufa ait eserleri vardır. İmam-ı Remli diye meşhur olmuştur. 1440 yılında vefat etmiştir. Saniyen: Silsile-i ilmiyede bana en son ve en mübarek dersi veren ve haddimden çok ziyade şefkatini gösteren, Hazret-i Şeyh Muhammedü'l-Küfrevî'nin (kuddise sirruhû) hulefâsından Alvarlı Hoca Muhammed Efendiye ve ihvanlarına çok selâm ve arz-ı hürmet ederim. RNK-Barla Lâhikası/393
- istifsâr İfade isteme, açıklama istiyerek sorma, sorup anlama. Bu cümle, melâikenin istifsarından sonra, "Acaba Cenâb-ı Hak, istifsarlarına nasıl cevap verdi ve taaccüplerini ne ile izale etti? Ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir?" RNK-İşârâtü'l-İ'câz/350
- bidaa (a.i. ç. bidâât.) Sermaye, ana para. Tahsil olunmuş ilim, bilgi. Dekaik-i hikmet ve hakaik-i ilmiyeyle tezyin ve tarsin edilmiş olan yüksek eser hakkında bir mütalâa serd etmek, bidâamın fevkindedir. RNK-Barla Lâhikası/89
- kalb-i mecruh Yaralı, yaralanmış kalb. Şifahâne-i kalbinizden tulû eden Otuz Üçüncü Sözünüzle otuz üç cihetten marîz olan kalb-i mecruhumuzu tedavi buyurmanızı bilhassa istirham eylerim. RNK-Barla Lâhikası/91
- râh-ı urûc Yukarı çıkma yolu, yükselme yolu. Burak-ı tevfikle hakaik-i semâvâta râh-ı urûcu irâe ve tefhim için tanzim ve tasnif buyurulan ve herbir lem'a-i ulviyesi, aklî ve naklî binler âyât ve alâim-i imanı fevkalhad izah ve ispat eden ve bir mirkat-ı iman ve bir mir'ât-ı Vâcibü'l-Vücud ve'l-Mennân olan ve saray-ı dâr-ı bekanın elmas bir miftahı bulunan Yirmi İkinci bahr-i hakâikı inâyet-i İlâhiyeyle istinsaha muvaffak oldum. RNK-Barla Lâhikası/88
- muharrer Tahrir olunmuş, yazılmış, yazılı. Nurları âlemi tenvir eden, kıt'ası küçük ve kıymeti pek büyük ve ulvî ve azîmü'l-meâl ve bizzat hatt-ı ekremîleriyle muharrer elmas risalelerini istinsah ve Yirmi İkinci Nur deryasına dalıyorum. RNK-Barla Lâhikası/91
- bahr-i muhit Okyanus. Bir zerre değil, bahr-i muhit o bahr-i münirden, Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden. RNK-Emirdağ Lâhikası/155
-
- tabîb-i hâzık İşinin uzmanı olan, maharetli doktor. Ey tabib-i hazıkım, ey mübarek Üstadım! Beni affediniz. Derece-i kemâldeki şefkatinizden ve ikramınızdan ancak af dilerim. En büyük edep ve hürmetlerimle mübarek ellerinizden öper, mübarek dualarınızı istirham eylerim efendim hazretleri... RNK-İlk Dönem Eserleri/137
- satvet-i mâneviye Manevî kuvvet. Zira şu kıymettar ve ehemmiyet-i nâmütenâhiyeyi ihtiva ve âleme berk-i hâtıf gibi satvet-i mâneviye ve hakikiyesini emsâli gibi ilâm ve ilân eden Yirmi Altıncı Mektub-u mergubu, yirmi günden beri muhtelif derecatta müntesibîn-i ilmiye mütalâa ettikleri halde, bugün tashihine lüzum görülen ve alet-ta'dad yirmi sekiz noktada tâdil ve ilâve buyurulan nukat-ı mühimme, kelimat ve tâbirat-ı âliyeyi zâid veya noksan diyebilecek bir kimse çıkmasın ve çıkmıyor. RNK-Barla Lâhikası/87
- gürûh-i hazele Alçaklar gürühu, aşağılıklar topluluğu, kalleşler takımı, adiler, şerefsizler kısmı. o güruh-u hazele ve rezeleyi iskât ve ilzam ettiğini zerre kadar insafı ve iz'ânı ve insaniyette hazzı olanın ikrar ve itiraf ve tasdik etmesi, vecîbeden olduğu vareste-i rayb ve zunûndur. RNK-Barla Lâhikası/87
- vareste-i rayb ve zunûn Zan ve şüphelerden kurtuluş o güruh-u hazele ve rezeleyi iskât ve ilzam ettiğini zerre kadar insafı ve iz'ânı ve insaniyette hazzı olanın ikrar ve itiraf ve tasdik etmesi, vecîbeden olduğu vareste-i rayb ve zunûndur. RNK-Barla Lâhikası/87
- rûh-i kemter-âne Acizane, fakirâne olan kimsenin ruhu. Çoktan beri ruh-u kemterânemin son derece müştak bulunduğu ve herbir kelimesi birer elmas mahzeni olan şu Yirmi Sekizinci risale-i pür-nurlarını, lehü'l-hamd, kıraat ve istinsaha muvaffak oldum. RNK-Barla Lâhikası/83
- musîb (a.s. savâb'dan.) İsabet eden, yanılmayan, yanılgıya düşmeyen. Şu temsil, Besmele Sözü olan Birinci Sözde ne kadar musîb ve mânidar olduğunu insan olan takdir eder. RNK-Barla Lâhikası/86
- ictisâr (a.i. cesâret'den.) Cür'et ve cesâret göstermek. Çölü aşıp gitmek. Denizde geminin geçip gitmesi. Şu tulûatımı arza ictisâr ediyorum: Halka-i hakikatte devrandadır ol mübârek Üstad. Kavuşturdular ruhunu, ervâh-ı enbiyaya ânın. Mest-i müstağrak olup hayrettedir ol mübarek Üstad. Mübarek Kur'ân'ın dellâlısın dediler âna. Sözleri cândır, onu tutmayan ruhsuzdur hemân, Bütün söylediği nur-u hikmettir ânın. Mirâc-ı ruhânîde devrandadır ol mübarek Üstad. Kalbim içre feyz-i Nurun görmüşem hemân. İçi umman-ı vahdette, dışı sahrâ-yı kesrette görünür Üstad. Dünyada, uhrâda refik olalım âna. Umarım Mevlâm ihsân eder biz âciz kullarına. Nasuhîzâde Mehmed, söyledi hemân bu sırları. Hazine-i Kur'ân'ın bir miftâhıdır Hazret-i Üstad. RNK-Barla Lâhikası/180
- aleyhi ekmelü't-tehâyâ En mükemmel hediyeler, selamlar ona olsun," anlamında duâ. Altın yaldızla yazılması lâzımgelen eser-i âlînizde, Resul-i Müctebâ aleyhi ekmelü't-tehâyâ efendimiz hazretlerine dil uzatan hâin-i bîdin olan mülhid hâinlerin kuruyası dillerini, inâyet-i İlâhî ve ruhaniyet-i Peygamberî ve şeriat kılıcıyla kesmeye muvaffak olduğunuz şu eser-i bergüzîdenizi Cenâb-ı Hak ind-i İlâhîsinde ve nezd-i Peygamberîde kabul eylesin. Şefâat-i Nebeviyeye efendimi ve fakiri de nâil eyleyip, sancak-ı Muhammedî (a.s.m.) tahtında cümlemizi ihvanlarımızla beraber haşreylesin. Âmin. RNK-Barla Lâhikası/88
- tesyar Gönderme, gönderilme. şimdiye kadar tesyâr buyurulan umum Nur Risalelerinin, hülâsatü'l-hülâsa zübdesi ve menba'-ı amîki olduğuna müşahedemle beraber, RNK-Barla Lâhikası/85
- ânifü'l-beyân Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan. Lâkin mevsim itibarıyla haliçe-i zemin gayet revnaktar ve envâ türlü çiçeklerle müzeyyen ve muhteşem ise de ânifü'l-beyân eser, âlem-i bekànın sened-i hakikî ve kat'îsi ve en kavî ve gayet rasîn ve son derece güzel, RNK-Barla Lâhikası/100
- âtiyen Aşağıda. İlerde, gelecekte. Ve âtiyen daha nice âsâr-ı hafiye tezahür edecektir" diye nidâ ediyor.
- beray-ı tashih Tashih ederek, düzelterek, tashih için, tashih maksadıyla. Yedinci, Sekizinci Sözleri istinsah ederek berâ-yı tashih, taraf-ı âlîlerine takdim ediyorum. RNK-Barla Lâhikası/122
- Cenab-ı Vahibülatâyâ Nice ihsanları hibe eden, güzellikleri veren, lütuflar bağışlayan Cenâb-ı Hak. Bilcümle Risaletü'n-Nur'un takdir ve tevkîri hususunda söz söyleyebilmekten kalemim âciz ve nâkıstır. Cenâb-ı Vâhibü'l-Atâyâdan dilerim ki, Nur bahçelerinin meyvelerinin hepsinden tatmaya arkadaşlarım gibi âcizlerini de muvaffak kılsın. RNK-Barla Lâhikası/103
- çirkâb Pis su. Çirkef, terbiyesiz, edebsiz. Bu buluş, beni evvelemirde çirkâbdan selâmete, felâketten saâdete, zulmetten nura çıkardığı için,
- gaybûbet Kaybolma, yokluk, göz önünde olmayış, hazırda olmayıp, başka yerde olma. Gaybûbet(hazıda olmayan başka yerde olan) içinde hâzırâne bir musâhabe dairesini onlarla aç.
- hadd ü pâyân Hudut ve sınır. âciz talebenize nimetlerinin hadd ü pâyânı olmayan ol Hâlık-ı Kerîm, ol Mün'im-i Hakîm, ol Rezzâk-ı Rahîm Celle Celâlühü Hazretlerinin Nurlar namı altındaki in'am ve ihsanına karşı "Elhamdü lillâh, Allahu Ekber" dedim. Ve mânevî susuzluğumu, elim ermez, gücüm yetmez,
-
- ihtirâât-ı beşeriye İnsanlığa ait keşifler, icad ve buluşlar. Bugünkü terakkiyat-ı fenniye ve ihtirâât-ı beşeriyyeyi kendi mahsulât-ı fikriyeleri addeden ve bir hazine-i hakaik olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı mühmel bırakarak Avrupa'dan ilim ve irfan dilenciliği yapan ve akıllı geçinen gafiller,
- iktisâb-ı füyûzât Feyizlerin kazanılması, feyiz kazanmalar; sevap, nur gibi manevi kazanımlar. Binaenaleyh, havas ve havassu'l-havas dikkatle onu mütalâa ederlerse, daha ne derecelerde hakaik-i İlâhiye ve maarif-i Rabbaniye müşahede ederek iktisab-ı füyûzât edeceklerini tahmin edemem. RNK-Barla Lâhikası/101
- is'âf Birisinin arzusunu, istediğini kabul etmek ve yerine getirmek. "Senin kalbindeki hafî bir arzu ve hissin, bizim levha-i mânevîmizde gayet büyük harflerle yazılıdır ki, işte is'âf edildi" tarzında bana ihsan buyuruldu. Fakir de,
- kuvvetü'z-zahr Dayanak, yardımcı kuvvet. Arka veren kuvvet, yardımcı kuvvet. Yedek kuvvet. Sözler'le kuvvetü'z-zahr olduğunuz mü'minler, bataklıktan çıkardığınız mütehayyirler, ayılttığınız sarhoşlar, iade-i şuur ettirdiğiniz divaneler, şu zamanda Kur'ân'dan iyi mürşid olamayacağına inandırdığınız hakikaten müştak insanlar, ilzam ettiğiniz münafıklar, mülhidler, hattâ kaçırdığınız şeytanları her gözü olan ve bakan gördü, akıldan nasibi olan anladı, kalbi bozulmayan inandı.
- lâ-yetezelzel Sarsılmaz, bölünmez, parçalanmaz. Güvenilir, devamlı, sürekli. Hulûsi'nin kalbi çendan lâyetezelzel idi.
- me'cûr (a.s. ecr'den.) Sevabı verilmiş olan, sevap kazanan, mükâfat elde eden. Kiraya verilen şey. Niyetle me'cur ve faide-mend olacağını ihtar ediyorsunuz. Sâil buna da razı.
- mebhûsü'n-anh Sözü geçmiş şey, kendisinden bahsolunmuş şey, nesne. İşte bu defa külliyat-ı Nur'dan mebhus-u anha risale, bu abd-i âcize hitaben, "Senin kalbindeki hafî bir arzu ve hissin, bizim levha-i mânevîmizde gayet büyük harflerle yazılıdır ki, işte is'âf edildi" tarzında bana ihsan buyuruldu. Fakir de,
- memlû, memlû' Doldurulmuş, dolu. ve desâtir-i muazzamayla memlû bulunan bu âsâr-ı muhteşemeyi bir nazar-ı insaf ve bir teyakkuz-ı ârifâne ile mütalâa etselerdi, RNK-Barla Lâhikası/113
- mesâğ (a.i. sevg'den.) Açlık. Geçmesi kolay olan. İtibar, değer. İzin, müsaade, ruhsat, cevaz. Fakat hüsn-ü zanna mesağ(izin) veriyorsunuz. RNK-Barla Lâhikası/109
- muhayyil (a.s. hayâl'dan.) Tahayyül eden, hayal kuran. Üstadım, sizin Sözler'iniz benim dinî muhayyilemi cidden değiştirdi.
- mübeccel (a.s. becl ve bücûl'den.) Tebcil edilmiş, yüceltilmiş, aziz kılınmış, saygı gösterilmiş, ululanmış. Aziz, muhterem. Bu inâyet ve muvaffakiyetler, fazilet ve mübecceliyette herşeye tefevvuk eden susmaz ve susturulmaz bir ses, feyyaz bir ziya ve nevvâr bir azametle, yirmi sekiz bin âleme imamlık eden, ders veren o Furkan-ı Ezelînin hadsiz kerametlerinden bir kerameti ve nihayetsiz mu'cizelerinden, kıvılcım-misâl küçük bir lem'ası idi.
- münderecat Bir şeyin içine dercedilmiş şeyler, bir kitap veya derginin ihtiva ettiği şeyler, içindekiler. Çok mükemmel ve ruha ulviyet ve inkişaf bahşeden çok kıymettar bir eserdir. Şu kadar ki, mu'cizat-ı Ahmediyenin en büyüğü Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan olduğuna göre, i'câz-ı Kur'ân'ın ruhumda husule getirdiği tebeddülât ve münderecatından ettiğim istifade çok azîmdir.
- Sıyam (Savm. C.) Oruçlar. Yalnız şu şehr-i rahmet ve mağfiretin ibâdâtından olan sıyâma ait bir mevzu açılmadığını görerek, Üstadıma bir arîza takdim etsem ve otuz günden ibaret olan Ramazan-ı Şerife ait Otuzuncu Mektup olmak üzere, bir niyazda bulunmak emelinde iken, bir sebebe binaen şu arzumdan feragat ettim.
- taksîr (a.i. kasr'dan.) Kısaltma, kısma. Kusur, hata, kabahat, suç, günah. Bir işi eksik yapma, kusur etme. Bir şeyi yapabilir iken yapmama. Hac sırasında saçları kısaltma. huk. Dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya düzene, emirlere ve talimata uymamaktan doğan kusurlu olma durumu. Âdeta nefsini taksirattan takdis ettirmesine mukabil, herkesi ikna edecek bir cevaptır. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusur bulunduğunu ve kusurunu görmek, kusuru kusurluktan çıkarmak olduğunu beyan eder. RNK-Lem'alar/674
- tevkîr (a.i. vekâr'dan. ç. tevkîrât.) Güzel karşılama, ağırlama, ululama. Hürmetle anma. Ziyafet verme.iyafet verme. Bilcümle Risaletü'n-Nur'un takdir ve tevkîri hususunda söz söyleyebilmekten kalemim âciz ve nâkıstır. Cenâb-ı Vâhibü'l-Atâyâdan dilerim ki, Nur bahçelerinin meyvelerinin hepsinden tatmaya arkadaşlarım gibi âcizlerini de muvaffak kılsın.
- tuhfe (a.i. ç. tuhaf.) Turfanda şey. Yeni çıkan, yeni çıkma görülmemiş güzel şey. Hediye, armağan. Hediyelik. Bana tesellî tuhfeleri getirmiş. RNK-Barla Lâhikası/121
- tullâb-ı nûr Nur talebeleri. ve daha pek ziyade birbirine benzeyen tullâb-ı Nuraniyenin bu harika hallerini de ayrıca bir tevafukat-ı gaybiye sırasında görüyorum.
- takbîl (a.i. kabl'den.) Öpme. (bkz. telsîm.) Sevincimden mektubunuzu takbil ediyor, ruhum sizinle yaşadığı halde, cismen uzak bulunduğumuzdan ağlıyordum. RNK-Barla Lâhikası/126
-
