Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)
In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten
--------------------
Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.
- mukâbele-i bi'l-misil Aynıyle mukabele etmek, karşılık vermek. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle, o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler, o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler. RNK-Şuâlar/388
- hicaz Arabistan'da Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere'nin bulunduğu mıntıka. Bu sene on beş talebe birlikte Hicaz'a gidecekler. Hicaz'da olan masraflarını da Hicaz almayacak. Kendilerine düşen masraf çok az birşey olacak. Dönüşlerinde Salih ile bir iki arkadaşı, İran ve diğer hükûmetleri gezdikten sonra Pakistan'a İslâm Gençlik Konferansına âzâ olarak gidecekler. Belki bunların yol masrafını hükûmet verecek. Bu hususta emirlerinizi intizar ediyoruz. RNK-Emirdağ Lâhikası/435
- 1-ihtikâr 2-ihtikâr 1-Madrabazlık, vurgunculuk, fazladan kazanç sağlamak amacıyla tahıl vb. ürünleri toptan alıp saklayarak fiatı arttıktan sonra satma işi, karaborsacılık, stokçuluk. fık. Fazladan kazanç sağlamak amacıyla, hayat için zaruri olan ihtiyaç maddelerini satın alıp fiatı artsın diye kırk gün veya daha fazla bir süre saklama. 2-(a.i. hakâret'den.) Hor ve hakir görme, hakaretle bakma. Hakarete katlanma. Göz tutmama. Bu dehşetli ihtikârdan çıkan kaht ve galâ ve açlık, ve zaruret, yaşamak damarını şiddetiyle yaralandırıyor RNK-Kastamonu Lâhikası/239
- Celcelûtiye Peygamberimiz Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) derslerine istinâden, aslı cifir ve ebced hesâbı ile alâkalı olarak Hz. Ali (r.a.) tarafından telif edilen Süryânice bir kasidedir. Hem madem Celcelûtiye'nin aslı vahiydir ve esrarlıdır ve gelecek zamana bakıyor ve gaybî umûr-u istikbaliyeden haber veriyor. RNK-Mektubat/657
- ayat-ı teşriiye Hüküm bildiren âyetler. Şeriatın delilleri, dinî deliller. Evet, âyât-ı teşriiyeyi hâvi Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın hakaik ve maarifini ve âyât-ı kevniyeyi şâmil kitab-ı kebir-i kâinatın vezâif ve meânisini beyan edip, mârifetullahın en yüksek derecatına, urûca nev-i beşeri teşvik eden ve bugünkü günde, ölmeye yüz tutan kalbleri bile izn-i ilâhî ile ihtizaza getirecek kadar harika bir eser-i bedîa, bir sereyan-ı serîa olan Risale-i Nur ile neşr-i hakaik eden bu vücud-u mes'ud ile beşeriyet iftihar etmek lâzım gelirken; çok gariptir ki, ehl-i şekavet tarafından zehir verilmeye cesaret ve taş attırılmaya bile cür'et ediliyor. RNK-Tarihçe-i Hayat/403
- îcâr Kiralama, kiraya verme. Kira parası, kira bedeli. Yakinen biliyoruz ki, Kastamonu'da bulundukları zaman, oturdukları evin îcarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir suretle hediye kabul etmediler. RNK-Tarihçe-i Hayat/400
- taâzum (a.i. azamet'ten.) Gözünde büyüme, gözünde büyük gözükme. Hem Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan asla hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzade olmalarını emreder. RNK-Tarihçe-i Hayat/400
- rüsûh Sağlam olma, sağlamlık. Bir ilmin derinliğine, inceliğine varma ilim ve fende geniş bilgi sahibi olma. Maharet, meleke. Demek, vücut rüsuh peydâ ettikçe, kuvvet ziyadeleşir; az bir şey, çok hükmüne geçer. Hususan vücut rüsuh-u tam kazandıktan sonra, maddeden mücerred ise, kayıt altına girmezse, o vakit cüz'î bir cilvesi, sair hafif tabakat-ı vücudun çok âlemlerini çevirebilir. RNK-Mektubat/356
- rüsûh Sağlam olma, sağlamlık. Bir ilmin derinliğine, inceliğine varma ilim ve fende geniş bilgi sahibi olma. Maharet, meleke. Demek, vücut rüsuh peydâ ettikçe, kuvvet ziyadeleşir; az bir şey, çok hükmüne geçer. Hususan vücut rüsuh-u tam kazandıktan sonra, maddeden mücerred ise, kayıt altına girmezse, o vakit cüz'î bir cilvesi, sair hafif tabakat-ı vücudun çok âlemlerini çevirebilir. RNK-Mektubat/356
- calib-i dikkat Dikkat çeken, dikkati celbeden. Gecelerde, sabaha kadar câlib-i dikkat bir hal-i hâşiâne ile ubudiyette bulunurlar. RNK-Tarihçe-i Hayat/401
- secdegâh-ı ubûdiyet Kulluğun secde yeri, kulluğun gösterildiği secde yeri, ibadet edilen yer. Ya Risale-i Nur telifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münâcât-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü âlâ-i İlâhî bahrine müstağrak bulunurdu. RNK-Tarihçe-i Hayat/402
- müsebbihâne Tesbih edene yakışır şekilde, tesbih ederek, sübhânallah diyerek. müsebbihâne şehadet getirdiklerine ve Lâ ilâhe illâ Hû dediklerine delâlet ve şehadet eden üç büyük küllî hakikati gördü. RNK-Şuâlar/158
- ma'dûd (a.s. add'den.) Hesabedilen. Sayılan. Addedilen. Sayılı, sayısı belli, sayılmış. Belli, belirli, sınırlı. Bir cinse dahil olan.Muayyen. Ve gayr-ı mâdud sıfatlardan bir sıfatla vasıflanır. RNK-İşârâtü'l-İ'câz/206 
- güldeste-i mârifet Allah'ı tanıma ve marfet bilgilerinden derilmiş gül destesi, Allah'ı tanıma ve bilme buketi. Allah`ı bir demet (bir miktar) tanıma. bahar bahçesinden bir bahar kadar bir güldeste-i marifet ve iman alıp gelirken, RNK-Şuâlar/159
- 1-kuvâ-kuvvâ 2-kuvâ 1-(Kuvvet. C.) Güçler. Kuvvetler. Hisler. Hasseler. Takatler. Şeriatın birer hükmü. 2-Erkek tavşan. İşte, kuvâ dedikleri şey, herbiri şu şeriatın birer hükmüdür. RNK-Muhâkemat/138
- ihtiyârkerâne İsteyerek, seçerek. hiçten hakîmâne icad ve san'atperverâne ibdâ ve ihtiyarkârâne ve alîmâne halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihyâ etmek hakikatidir ki, zîruhlar adedince şahitleri bulunan bir burhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb'asına ve vahdetine şehadet eder. RNK-Şuâlar/160
-
- hângâh f. Dervişlerin evi, büyük tekke. Allah rızası için ve misafirleri minnet altında bırakmamak için ihlas ile fakir ve dervişlere ve talebelere yemek verilen ve misafir edilen yer. bir hangâhda, bir zikirhane, bir irşadgâhta ve cadde-i kübrâ-yı Muhammedîde (a.s.m.) ve mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde hakikate çalışan ve hakka erişen ve aynelyakîne yetişen binlerle ve milyonlarla kudsî mürşidler onu dergâha çağırdılar. O da girdi, gördü ki: RNK-Tarihçe-i Hayat/426
- galat-ı hiss Duyuştaki aldanış, his yanılması, yanlış duygu. Senin bu galat-ı hissin ve mağlâtan şu misale benzer ki: RNK-Lem'alar/202
- muallâkat (a.i. muallâka'nın ç.) Askılar. İslâmdan önceki Arap şairlerinin beğenilip Kâbe duvarına asılmış olan meşhur şiirleri. Lebid, muallâkattan birinin nâzımıdır. RNK-İşârâtü'l-İ'câz/370
- hey'et-i mecmûa Bir şeyin teferruatına ve cüzlerine bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara. Bir şeyin teferruatına ve parçalarına bakılmaksızın bütününün gösterdiği hâl ve manzara. Birşeyin geneli bütünü. Hem heyet-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefat eder ve taze bir âlem vücuda gelir. RNK-Şuâlar/193
- muvâzene-i âmme . Umumi, genel denge. İşte, kâinatta câri olan teavün-ü umumî, seyyarattan tâ zîhayatın âzâ ve cihazat ve zerrât-ı bedeniyesine kadar kemâl-i intizamla cereyan eden muvazene-i âmme ve muhafaza-i şâmile; RNK-Tarihçe-i Hayat/457
- arş-ı hakikat Hakikatin zirvesi, seması. Hakikat arşı. Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın Yaratanını arayan ve on sekiz adet mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mîrac-ı imanî ile gaibane marifetten hâzırâne ve muhatabâne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu adam, kendi ruhuna dedi ki: RNK-Tarihçe-i Hayat/458
- fa'âliyet-i müstevliye Her tarafa yayılan, her tarafı istila eden faaliyet, istila edici faaliyet. ve tecdit eden ve kâinatı kaplayan faaliyet-i müstevliye hakikati görünmesi; RNK-Asâ-yı Mûsâ/175
- müridâne Tarikata girmiş gibi. Aşk ve incizabla istiyerek, mürid gibi dua ederek. İrade ederek. hem müridâne(her şeyi istediği gibi yaparak), hem mütekellimâne nihayetsiz bir surette tecellileriyle bilbedahe ve hem müridâne(aşk ve incizapla isteyerek), hem mütekellimâne nihayetsiz bir surette tecellileriyle bilbedahe ve bizzarure ve hem semîâne, hem basîrâne, hem müridâne(her şeyi istediği gibi yaparak) RNK-Şuâlar/198
- Fâtır-ı zü'l-celâl Sonsuz büyüklük sahibi ve benzeri olmayan şeyleri yaratan Allah (c.c.). herbir günde Fâtır-ı Zülcelâlin halk ettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. RNK-Sözler/231
- irtidâd (a.i. redd'den.) İslâm dininden çıkma, İslâm dinini terkederek başka bir dini kabul etme. Müseylime-i Kezzâb'ın fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid havâlisi, Hazret-i Ebu Bekir'in (r.a.) hilâfetinde, Halid İbni Velid'in kılıncıyla zîr ü zeber edildi. Bundan Necid ahalisinin Hulefa-i Raşidîn'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı bir iğbirâr, seciyelerine girmişti. RNK-Mektubat/512
- irtidâd-ı mutlak Tam dinsizlik, dinin bütün kaidelerini red ve terk etme. "Bu inkılâpları mevki-i mer'iyete koyan devletin bir kısım yeni kanunlarına cebr-i keyfî-i küfrî, cumhuriyete istibdad-ı mutlak, rejime irtidad-ı mutlak ve bolşeviklik ve medeniyete sefahet-i mutlaka demiş." RNK-Şuâlar/549
- mütereddî (a.s. redy'den.) Ahlâkça gerileyen, soysuzlaşan, soysuzlaşmış, soyca bozulmuş, yozlaşmış. hem hayat-ı içtimaiyeye anarşiliğin en bozuk ve mütereddî tavrıyla husumet eder ve bu vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye RNK-Tarihçe-i Hayat/516
- anud (a.s.) Çok inatçı. Garazkârâne ve anûdâne particilik gibi bazı cereyanları aşılamaya başlaması gibi bir ihtilâf görülüyor. RNK-Emirdağ Lâhikası/456
- Sübutî Sıfatlar; Bunlar, "hayat, ilim, irade, kudret, sem’ (işitme), basar (görme), kelam ve tekvin (var etme)." sıfatlarıdır. Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi mutlaktır. Bunlarda, ne bir azalma, ne de artma düşünülebilir. Hayat sıfatı ezelde ne ise ebedde de aynıdır. Bizlere hayat bahşetmesi, Allah’ın ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat yaratmasıyla O’nun hayatında ne bir noksanlık olur, ne de bir fazlalık. Allah’ın bir sıfatı da ‘ilim’dir. Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar takarsa taksın, O’nun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez. İlâhî sıfatlardan bir başkası, ‘irade’dir. Allah’ın iradesi de diğer sıfatları gibi mutlaktır ve küllîdir. Mutlak olmasının mânâsı, O’nun iradesini kayıtlayacak bir başka iradenin söz konusu olmamasıdır. İlâhî iradenin küllî olması ise, sonsuz icraatlarının hepsini ‘birlikte irade etmesi’ demektir. Bilindiği gibi, insanın iradesi cüz’îdir, yani bir anda ancak bir şey irade edebilir; onu irade ettikten sonra ikinci bir şey irade etmesi mümkün olur. Şu varlık âleminde, bir anda birbirinden farklı hatta bazen birbirine zıt, sonsuz faaliyetler icra edildiğine göre, bunların irade edilmeleri de birliktedir, beraberdir, sıra ile değil. Allah’ın bir diğer sıfatı, kudrettir. Allah, atomlardan galaksilere, çiçeklerden Cennet bahçelerine kadar her şeyi sonsuz kudretiyle yaratmıştır. Bir meyve ağacında, o sonsuz ve mutlak kudretiyle tasarruf ettiği gibi, meyvesi insan olan kâinat ağacında da tasarruf eder, icraatta bulunur. İlâhî sıfatlardan bir diğeri basar, yâni görme, biri de sem’ yani işitmedir. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi ve işitmesi, göz, kulak gibi vasıtalardan münezzehtir. Bütün sesleri birlikte işitir, bütün eşyayı beraber görür. Kelam sıfatına gelince, Allah’ın diğer sıfatları gibi bu sıfatı da sonsuzdur, küllîdir, mutlaktır. Beyni, konuşma merkezini, ağzı, dili yaratan ve insanı böylece konuşturan Allah, meleklerini bunların hiçbiri olmaksızın konuşturur. Keza, insana da rüya âleminde, bu aletlere ihtiyaç olmaksızın konuşma imkânı verir. O halde, kendi konuşmasını ölçü tutarak Allah’ın kelam sıfatını anlamaya kalkışan bir insanın hata etmesi, istikametten sapması kaçınılmazdır. Allah’ın zâtı, mahlukatın zâtlarına benzemediği gibi kelam sıfatı da onların konuşmaları cinsinden değildir. Tekvin sıfatı, Allah’ın her irade ettiği şeyin, varlık sahasına hemen çıkması mânâsına gelir. ‘Hayat, ilim, kudret, sem’, basar’ sıfatları için Esmâ’ül Hüsna bölümündeki, ‘Hayy, Alîm, Kadîr, Semi’, Basîr’ isimlerinin açıklamalarına bakılabilir.
- Zatî Sıfatlar: Bunlar, ‘vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetü’n lil havadis, kıyam bi nefsihî’ sıfatlarıdır. Vücud: Vücut, varlık, var olma mânâsına gelir. Diğer selbî sıfatların tümü birlikte düşünüldüğünde, vücut sıfatı daha iyi anlaşılır. Yani, Allah’ın varlığı kadîmdir, evveli yoktur; bâkîdir, âhiri yoktur. O’nun mukaddes varlığı hiçbir mahlukunun varlığına benzemez, hepsine muhaliftir. Yine O’nun varlığı vaciptir, başkasının var etmesiyle var olmadığı gibi, devamı da başkasının yardımıyla değildir. Vücud, ya vacip olur, ya mümkin olur veya mümteni’ olur. Vacip vücud, Allah’a mahsustur. Allah’ın varlığı vaciptir, olmaması muhaldir. Mümkin vücut ise bütün mahlukatın vücutlarıdır. Bunlar Allah’ın var etmesiyle var oldukları gibi, O’nun yok etmesiyle de varlık sahasından silinirler. Mümteni’ vücut, vacip vücudun zıddıdır, yani olması muhaldir. Buna misal olarak ‘şerikler’ (Allah’a ortak koşulan şeyler) verilir. Şeriklerin varlığı muhaldir, imkânsızdır. Bütün mahlukat âlemi Allah’ın varlığına birer delil, birer şahittirler. Onları, yoklukta bırakmayıp varlık âlemine çıkaran, ancak varlığı vacip olan Allah’tır. Yani, mümkinlerin var olmaları, ancak vacip olanın irade etmesi ve yaratmasıyladır. Bu hakikati kabul etmeyenler, varların varlığını, yokluğa vermeye mecbur kalırlar. Kıdem – Beka: Allah’ın var etmesiyle var olan eşya, evvellerinin olması cihetiyle ‘kıdem’ sıfatını gösterirler. Keza, her nefsin ölümü tatması, yani her varlığın bir sonunun olması cihetiyle de ‘beka’ sıfatını ilan ederler. Vahdaniyet Allah’ın hem zatında, hem de sıfatlarında ve fiillerinde tek olması, yani hiçbirinde benzeri, dengi, ortağı ve yardımcısı bulunmamasıdır. Muhalefetün-lil-havadis: Havadis, hâdis olanlar, yani ‘sonradan yaratılan, ihdas edilenler’ mânâsına gelir. Her mahluk, hâdistir. Ve Muhalefetün-lil-havadis sıfatı, Cenâb-ı Hakk’ın kutsî mahiyetinin, mahluk mahiyetlerine zıt ve muhalif olduğu mânâsına gelir. Bir misal: Allah kadîmdir, ezelîdir, mahluk ise hâdistir, sonradan meydana gelmiştir. Ezelî olmak, sonradan yaratılmaya zıttır. Kıyam-bi-nefsihi: Hiçbir varlığın, kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir ilâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünen insan, Allah’ın ‘Kıyam-bi-nefsihi’ sıfatına bütün ruhuyla iman eder. Yani, Allah kendi zâtında kâimdir, bütün mahlukatın kıyamları ise O’nun esmâ ve sıfatlarının tecellileriyledir.
- bismihi Onun adı ile, onun namına. Allah'ın adıyla.
-
- azmücezm Kesin karar ve niyet. Bu hadise tesiriyle ben kendimi mâsum kardeşlerime rıza-yı kalb ile feda etmeye kat'î azm ü cezmettiğim ve çaresini fikren aradığım vakitte, Celcelûtiyeyi okudum. Birden hatıra geldi ki, İmam-ı Ali radıyallahu anh "Yâ Rab aman ver!" diye dua etmiş. İnşaallah, o duanın sırrıyla selâmete çıkarsınız. RNK-Şuâlar/394
- âsude f. Rahat, huzur içinde. Dinç. Müsterih. Sâkin. Bir cins helva adı. Bir cins helva adı.Dünyayı unutmak, Ramazan'ımızı âsude geçirmek düşünürken, hatıra gelmeyen ve bütün bütün tahammülün fevkinde bu dehşetli hadise hem benim, hem Risale-i Nur'un, hem sizin, hem Ramazan'ımız, hem uhuvvetimiz için ayn-ı inayet olduğunu ben müşahede ettim. Bana ait cihetinin ise çok faidelerinden yalnız iki üçünü beyan ederim. RNK-Şuâlar/390
- me'mûl (a.s. emel'den.) Umulan, ümid edilen, beklenilen. Ümit, umut. Yine onunla meşgulüm. Sabahleyin fevka'l-me'mul istintâka çağırıldım. RNK-Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî/175
- azlem Çok zâlim, en zâlim. Çok karanlık, en karanlık. İşte böyle azlem bir düstur ile İ.g.z. Anadolu'ya hücum ediyor. RNK-İlk Dönem Eserleri/358
- müntesib (a.s. nisbet'ten. ç. müntesibîn.) İntisab etmiş, bağlanmış, kapılanmış. İlgisi, alâkası, bağı olan. Mensup. Ve saniyen: O mesleğin erkânlarının ve müntesibîninin kusuratlarını teşhir etmek. RNK-Şuâlar/399
- ayn-ı lezzet-i sefihâne Sefâhetten alınan zevkin, lezzetin kendisi. Çünkü, Risale-i Nur'un meslek-i esası, ihlâs-ı tam ve terk-i enâniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde bâki lezzetleri hissedip aramak ve fâni ayn-ı lezzet-i sefihânede elîm elemleri göstermek ve imanın bu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını ve hiçbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakikatleri ders vermek olduğundan, onların plânlarını inşaallah tam akîm bırakacak. RNK-Şuâlar/400
- Mücib İcabet eden. Cevap veren. Sebeb kabul eden. İstenileni kabul eden, duâya cevap veren (Allah C.C.). (Bak: Dua) Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan âhiretin icadına kâfi bir sebeptir diye, Mücîb ve Semî ve Rahîm isimleri bizim sualimize cevap veriyorlar. RNK-Tarihçe-i Hayat/550
- komite Encümen, heyet, alt kurul, komisyon. Bir komisyon arasından seçilmiş âzası bulunan, bir iş için toplanan hey'et. Meclis şubesi. Hey'et. Kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. RNK-Emirdağ Lâhikası/210
- fenn-i iâşe İnsan ve hayvanların besleniş ve yaşayışları hakkında bilgi veren ilim dalı. okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iâşe mikyasıyla, o kat'iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir. RNK-Sözler/222
- fenn-i hikmetü'l-eşya Tabiat bilgisi, bütün varlıkların yaratılaşındaki gayelere ait ilim. o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü'l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir. RNK-Tarihçe-i Hayat/545
- fenn-i kıraat Okuma bilgisi, ilmi. ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbün gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkâşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir. RNK-Sözler/224
- Sultanü'd-Deyyân Mükâfatlandıran ve cezâlandıran sultan; Allah. o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbü'l-Âlemin ve Sultanü'd-Deyyân isimleri cevap veriyorlar. RNK-Tarihçe-i Hayat/548
- simurga Efsanevî zümrüdü anka kuşu. mec. Devlet kuşu. tas. mec. Mürşid. Eski zamanlarda yaşadığı belirtilen kanatlı çok büyük bir hayvan. sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, RNK-Tarihçe-i Hayat/549
- daavat-ı insaniye İnsanın yapmış olduğu dualar. İnsanla ilgili dâvetler. ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususan havasların ve nebîlerin dualarının on adetten altı yedisi hilâf-ı âdet makbul olmasından kat'î anlaşılıyor ki, RNK-Şuâlar/279
- murtaza Beğenilmiş, seçilmiş. Allah'ın razı olduğu kişi. Hz. Ali'nin (r.a.) bir lâkabı. تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا 4 kaydıyla, rükû ve secdede devam ve kesrette meşhur olan Hazret-i Aliyyi'l-Murtazâ'ya işaret RNK-Barla Lâhikası/381
- yevm-i şekk şaban-ı şerif ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak hilâl görülmedikçe oruç tutulması münasib olmayan gün. Ramazan Bayramından birgün önceki gün. bir mes'elede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve "Süt konservelerine benzeyen ceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var" diye dâvâ etmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. RNK-Tarihçe-i Hayat/552
- icraat-ı celâliye Allah`ın büyüklüğünü gösteren işler, faaliyetler. ve dehşetli bir saltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını ve cilvelerini görüyoruz. RNK-Tarihçe-i Hayat/552
- vaîd Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma. Cezasını söyleyerek fenalıktan sakındırma. İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kesin hâdiseleri haber vererek korkutmak; Cehennemi haber vermek. ve azîm tehdidatı ve müthiş vaidleri ne hikmete binaendir ve ne vech ile tevfik edilir, ne suretle münasip düşer, demek olan derin ve yüksek hakikate kanaat getirmek için, şu gelecek iki temsile bak. RNK-Sözler/237
-
