Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)
In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten
--------------------
Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.
- YEVMÎ Günlük. Güne ait.
- tekemmül (a.i. kemal'den. ç. tekemmülât.) Olgunlaşma, kemâle doğru gitme, kemale erme, mükemmelleşme.
- bedaheten Birdenbire, aniden, ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak. Zîrâ yüksek kalelerin muhkem burçlarından atılan mancınıklar ve işaret fişeklerine benzeyen şu hâdisât-ı necmiye, bu recm-i şeytana ne kadar enseb düştüğü bedâheten anlaşılır.
- istiâne Duâ. Yardım istemek. İane istemek. Elimizde bir mecmua-i hakâik dururken ona karşı göz yumar ve başkalarından istiâne ederiz.
- KEMERBESTE Kuşak bağlamış, hazır olmuş. Hazır olup emri bekler hâlde olan. tas. Bektaşilikte belini bağlamış, işe, hizmete hazır kimse. ona âyât-ı kibriyayı okutturup, kemerbeste-i ubudiyet ettirerek, o mescid-i kebirde bir abd-i sâcid fıtratında yaratmıştır.
- ni'âm (a.i. ni'met'in ç.) Nimetler, ihsanlar, iyilikler, lütuflar, bağışlar. Hidayetler. hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.
- UFUL Gurub, batış. Gözden kayboluş. Görünmez olmak. Mc: Ölmek. hem o koca güneşin ufûle meyletmesi işaretiyle insan bir misafir memur ve herşey geçici, bîkarar olduğunu ilân etmek zamânıdır.
- Lem-yezel Yok olmaz, zeval bulmaz, değişmez, daimî, bâkî, kalıcı. Alah'ın sıfatlarındandır. Ancak Cenab-ı Lemyezel Hazretlerinin lütf u kerem ü ihsanına hamd-ü şükr ü senâ ederek risale-i şerifelere sarılıyorum.
- lâ-yezâl Zevalsiz, bitimsiz, zeval bulmaz, ebedi, sonu gelmez. O Kadîr-i Lâyezâl, cem-i ezdâd içinde iktidarı gösterdi; azamet etti zuhur. Mâdem o Kudret-i İlâhî lâzıme-i Zâtî olur.
- MUÎN Yardımcı, muâvin. Yamak, çırak. İane eden. Allah`ın, yardıma muhtaç olanlara yardım eden mânâsındaki bir ismi. Şeytanın ve onun şerik ve muînleri olan ehl-i dalâletin şerrinden ancak şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) ile âmil ve sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) ile mütemessik olmakla kurtulmak imkânı olduğunu;
- iane Yardım. İmdat. Yardım için istenen, toplanan şey. Yardım için toplanan para, yardım parası. Para ile destek olma. İşte bu iftikàr ve ihtiyac-ı mahlûkat ve bu tarzda imdad ve iâne-i gaybiye, acaba güneş gibi bir Mürebbî-i Hakîm-i Zülcelâli, bir Müdebbir-i Rahîm-i Zülcemâli göstermiyor mu?
- ıtlak Salıvermek.Bırakmak. Koyuvermek. Serbest bırakmak. Serbest olup her tarafta bulunmak. Cezadan kurtarmak. Boşama. Boşanma. Afvetmek. Hattâ çiçeklerin çobanı ıtlakına şayan olan kefne başını kırmızılaştırıyor.
- mukallib (Kalb. den) Başka tavra geçiren. Başka hâle değiştiren. Bir başka tarafa döndüren. Mukallibü'l-Leyli ve'n-Nehâr1 olan Kadîr-i Zülcelâlin o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye çevirmesindeki tasarrufât-ı Rabbâniyesiyle, yazın müzeyyen yeşil sahifesini kışın bârid beyaz sahifesine çevirmesindeki Musahhıru'ş-Şemsi ve'l-Kamer2 olan Hakîm-i Zülkemâlin icraat-ı İlâhiyesini hatırlatır. RNK-Sözler/77
- leyl (a.i. ç. leyâl, leyâlî.) Gece. Kur'ân-ı Kerim'in 92. suresi. 21 ayet'ten oluşur, Mekke'de inmiştir. Onlardan bir kısmı leylîdir;
- Mukallibü’l-Leyli ve’n-Nehâr gece ve gündüzü birbiri ardına çeviren Allah
- biat Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek. Rey vermek. Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü'l-metinine sarılacağız. RNK-Muhâkemat/17
-
- BARİD Soğuk, bürudetli. Mc: Hoş olmayan. ve şu kışın bârid ve haşin çehresi altından çıkan bahar mevsimine bak.
- evamir Emirler, emredilenler, vazifeler. (Bak: Emr) "Ey hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve ey zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan cin ve ins! Nasıl cesâret edersiniz ki, isyanınızla öyle bir Sultan-ı Zîşânın evâmirine karşı geliyorsunuz ki; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi, emirlerine itaat ederler.
- 1-KASR 2-KASR 3-KASR 1-Köşk. Saray. 2-Kısa olmak. Kısa kesmek. Birisini bir hususa, bir işe tahsis etmek. Bir işte tembellik etmek. Akşamlamak. Hapseylemek. Yekpâre taş. Beyazlatmak. Gevşetmek. Noksanlaştırmak. 3-Men'etmek. Zorla bir şeyi yaptırmak. Galip olmak. Meselâ seferde namaz kasredilir, iki rekât kılınır. Bu hikmete binâen cesîm ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı.
- TECDİD Yenileme. Yenilenme. Tazelenme. Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun,haberin var mıdır?
- şahadet Şâhidlik. Bir şeyin doğruluğuna inanmak. Delâlet. Alâmet, işaret, iz. Allah (C.C.) rızâsı yolunda hayatını fedâ etmek. Din için muharebeden şehitlik. (Bak: Şehid) Demek zıdd-ı niyet yakînen tebeyyün etmezse, cihad şahadet-i hakikiyeyi intaç eder. Zira vücub tezâuf etse taayyün eder. RNK-İlk Dönem Eserleri/605
- KUBUR (Kabr. C.) Kabirler, mezarlar, türbeler. Kabirde o körler, imanla gitmişse, o derece ehl-i kuburdan ziyade görür.
- mübelliğ (a.s. belâğ'dan.) Tebliğ eden. Bildiren. Duyuran. Büyük câmilerde imamın dediklerini tekrar eden kimse. Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur’ân’ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesine ittibâdır.
- marzî (a.i. rızâ'dan.) Rıza gösterilmiş, beğenilmiş, hoşnutluk. "Bizi ni’metleriyle perverde eden şu semâvât ve arzın İlâhı, bizden ne istiyor, marziyâtı nedir?
- müzeyyen (a.s. zînet'ten.) Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü, bezenmiş, donanmış. Gayet güzel, müzeyyen, yeşil dağların üstüne çıktım.
- salâvât-ı tayyibe Hz. Muhammed (a.s.m.) için yapılan temiz ve hoş rahmet duaları. varlıkların ibadet ve duaları, Allah’ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri
- tenvîr (a.i. nûr'dan. ç. tenvîrât.) Nurlandırma, aydınlatma, ışıklandırma. Bir şey hakkında bilgi verme, bir konu hakkında başkalarını aydınlatma. Geçen meseleyi bir derece tenvir edecek, başıma gelmiş bir halimi beyân ediyorum.
- teşehhüd (a.i. şahâdet'ten.) şehadet getirme. Namazda her oturuşta tahiyyat duasını okuma ve bu duâyı okuyacak kadar oturma. mec. Çoğalma. namazdaki teşehhüdde dahi
- 1-VÂHİD 2-VAHÎD 1-Bir, tek, biricik. Eşi, benzeri, cüz'ü, parçası olmayan Allah (C.C.) Ferid. 2-Yalnız, tek. Hz. Peygamber'in de (A.S.M.) bir ismidir. Benzeri bulunmayan, hiçbir mahlukla müsavi olmayan ve tek olan (meâlindedir).
- 1-ferîd, ferîde (a.s. ferd'den ç.ferâid.) 2-ferid 1-Tek, eşsiz, eşi olmayan; kıyas kabul etmez, üstün. Benzeri bulunmayan. Kur`ân`dan ders alıp verebilen. 2-f. Katılaşmış şey, donmuş nesne. * Avcı kuş. Bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferid bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir.
- kıyam Ayakta durmak. Ayağa kalkmak. Ayaklanmak. İsyan. Ölümden sonra tekrar dirilmek. Namazın iftitah tekbiriyle rüku arasındaki ayakta durma kısmı. Kıyâmet günü (mânâsına da gelir). Bir işe başlamak, devam etmek. Satılan bir mal hakkında müşteri ile anlaşıp kararlaşma. Kıyâmet günü (mânâsına da gelir). Dâim-i Bâkînin huzurunda kıyam edip Elhamdü lillâh demekle kusursuz kemâline, misilsiz cemâline, nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü senâ edip; اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ 1 demekle muinsiz Rububiyetine, şeriksiz Ulûhiyetine, vezirsiz Saltanatına karşı arz-ı ubûdiyet ve istiâne etmek; RNK-Sözler/76
- BARGÂH f. İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer. o Rahîm-i Zülcemâlin bârgâh-ı huzurunda hayretâlûd bir muhabbet,
-
- 1-İKTİDA 2-IKTIDA 1-Uymak, tâbi olmak. Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışmak. İttiba etmek. 2-Tâbi olma. Uyma. Evet, Hazret-i Üstad, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin Sünnet-i Seniyyesine tam iktidâ etmiştir.
- alud (Alude) f. Karışmış, karışık, mülevves. Bulaşmış. gafil avamlara, hususan maddiyyun fikirleriyle âlûde olan fikirlere girdikçe, kâinat ve maddiyat hesabına ulûhiyeti inkâr yoluna gider
- sayha (a.i. ç. sıyâh.) Bağırma, nâra atma, haykırma, çığlık. Zelzele na’raları, hâdisât sayhaları sizi hiç korkutmasın, vesvese de vermesin.
- SÜCUD (Sâcid. C.) Secdeye varmak. Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hiçliğini, aczini bilip teslimiyetle yere kapanıp duâ ve tesbih etmek. (Bak: Secde) Secde ederek yere kapananlar, secde edenler. izzetâlûd bir tezellül içinde, deyip sücûda gitmek, Eğer âlâmın lezâize, nârın nura inkılâp etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rükû ve sücud kancasıyla gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur.
- mütesânid Birbirine dayanıp kuvvet alan. Kuvvetli itimat ile birbirine bağlı olan, tesanüd eden. Hüsrev, Refet, Lütfü, Rüşdü gibi zatların samimî mütesânid heyetin şahs-ı mânevîsi sana Said suretinde gösterilmiş.
- MUHKEM Sağlam, sağlamlaştırılmış, kuvvetli. Tam, eksiksiz, noksanı olmayan.Sıkı. Sarp. Fık: Tefsir edilenlerden daha kuvvetli olan söz. İhtimalli olmayan söz. huk. Değiştirilmesi mümkün olmayan yazı ve söz. tef. İçinde hüküm bulunan veya tevile ihtimali bulunmayan Kur'ân âyetleri. "Yedi Basamak" nâmıyla yedi muhkem hüccet ve metîn bir mukaddeme ile tefsir ediyor.
- mütenasib Uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan, muvâfık, birbirine mensub ve müşâbih olan. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük makusen mütenasib-vazifeler bulunabilir.
- vâzıh Açık, ayan, âşikâr. Besbelli. Kapalı olmayan. Edb: Vuzuhlu söz. Bir okunuşta mânâsı anlaşılacak ifâde. Kur’ân’da öyle bir göz vardır ki, o göz, bütün kâinatı zâhir ve bâtını ile vâzıh, göz önünde bir sayfa gibi görür, istediği gibi çevirir, istediği bir tarzda o sayfanın mânâlarını söyler.
- 1-KABİL 2-KABİL 1-Kabul eden. Olabilir, istidatlı, mümkün olan, önde ve ileride olan. 2-Soy, nevi, sınıf, cins, tür. zf. Türlü, gibi. zf. Biraz evvel, biraz önce, az önce.
- ittibâ' (a.i.) Tabi olma, uyma, arkasından gitme, itaat etme. İşte, ey Müslüman, senin rûz-i mahşerde böyle bir şefîin var. Bu şefîin şefaatini kendine celb et-mek için, sünnetine ittibâ et.
- MÜLEVVES Kirli. Pis. Bulaşık. Bulaştırılmış. Alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan. Tazelenmek için suda ıslatılmış şey. Karışık, intizamsız. İblisin, kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmek sûretindeki desîse maskesini yırtarak, İblisin pis ve mülevves yüzünü gösterip, vücudunu ispat eder.
- tesânüd (a.i. sened'den.) Dayanışma, birbirine dayanma, birbirinden destek alma, omuzdaşlık. kesretli düşmanlarımıza karşı vahdetinizi ve tesanüdünüzü muhafaza edeceksiniz diye istirahat ederdim,
- temerrüd İnat etme, karşı koyma, hakkı kabulde direnme, inatçılık, dikbaşlılık. huk. Bir borcun geç ödenmesi. Çünkü, o zaman Cenab-ı Hakkın hikmet ve meşietiyle kainatta vaz edilen nizama karşı bir temerrüd çıkar.
- BAHUSUS Hususiyle. En çok. Hele.
- mücâzât Ceza. Suçlara karşı verilen karşılık. Karşılık. Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutîlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın.
- işhad Delil getirme, delil olarak gösterme. Şehadet ettirme, şâhid gösterme. Şehid olma. Üstadın dersini ve sohbetini dinleyenleri işhad ederek diyebiliriz ki: RNK-Tarihçe-i Hayat/576
- MAT'UM Yenecek yemek. Taam. yeryüzünü bir sofra-i nimet ederek mat’umâtın en güzel çeşitleriyle doldurmak,
- MÜTEHAYYİR Şaşmış, hayrette kalmış. işte, o bataklık ise, gafletkârâne ve dalâlet-pîşe olan sefîhâne hayat-ı içtimaiye-i beşeriyedir. O sarhoşlar, dalâletle telezzüz eden mütemerridlerdir. O mütehayyir olanlar, dalâletten nefret edenlerdir, fakat çıkamıyorlar; kurtulmak istiyorlar, yol bulamıyorlar, mütehayyir insanlardır. O topuzlar ise siyaset cereyanlarıdır. O nurlar ise hakaik-i Kur’âniyedir. Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adâvet edilmez.
-
