Risale-i Nur (Fach) / Lügat (Lektion)
In dieser Lektion befinden sich 4345 Karteikarten
--------------------
Diese Lektion wurde von enver1961 erstellt.
- TEVFÎK Allah`ın yardımı, başarılı kılması. Cenab-ı Hakkın kuluna yardım etmesi. Uygun düşürme. Uydurma. Muvafık kılma. Allah’a imân ettim. Tevfîk ve hidâyet ancak Allah’tandır.
- ERHAMÜ`R-RÂHİMÎN Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah.
- MUHTEREM a.s. hürmet'ten.) Hürmet görmüş. İhtiram olunmuş. Kıymetli ve şerefli kimse. Saygı değer, hürmete lâyık, aziz, saygın. Bey, efendi.
- niyâz f. Yalvarma, yakarma. Dua. Rağbet ve istek. Hâcet, ihtiyaç. tas. Bazı büyük tarikat dervişlerinin, tarikatta daha üst makamda bulunanlara gösterdikleri saygı ve bağlılık, mürşide karşı gösterilen saygı; selâm duası.
- tazarrû Yakarış, kendi kusurlarını bilip kibirden vazgeçip tevâzu ile Allah`a yalvarma. Kendini alçaltarak yalvarma. Yalvarma, Allah'a huşû içinde yalvarma. Bir şeye gizlice yaklaşmak. Hem, lâakal ben aczimi itiraf ederek ibâdeti lâyık-ı vech ile edâ edemediğimden, istiğfar ve tazarrû ile merhamet-i İlâhiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesîledir.
- ihtiram Hürmet, saygı gösterme. "Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar" diyor ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor.
- DERUHTE Yapma, yerine getirme, üzerine alma. Üstüne alma, yüklenme, kendini vazifeli bilme. Demek ki ben, bu kadar âlim varken, böyle mühim vazifeleri deruhte ettiğimden cinayet ettim.
- yâver Yardımcı. Mededkâr. İmdatçı. Devlet büyüklerinin yanında bulunan en yakın memur. Emir subayı. Devlet ve hükümet başkanlarıyla komutanların yanında bulunan ve onların buyruklarını yazmakla, gerektiğinde yerine ulaştırmakla görevli subay, emir subayı. Bu anda bir sadâ geldi ki, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bir yaveri geliyor.
- EKREM Çok cömert, eli açık, daha kerim, en kerim, çok şeref sâhibi.
- firavun Eski Mısır hükümdarlarına verilen isim. mec. Zâlim, merhametsiz. Allahlık iddiasında bulunduğu için Hz. Musa'nın (a.s.) mücadele ettiği Mısır hükümdarı. s. Kibirli, gururlu ve inatçı (adam). İmansız, kafir.
- MÂMELEK Elinde bulunan şeyler, sâhib olduğu şeyler. Nesi var ise, hepsi. şahıs veya kurumun sahip olduğu malların tamamı, malvarlığı. Huk: Bir şahsın alacak ve borçlarının hepsi. Mâmelek nâmına dünyada hiçbir şeyi yok. Kendi için yaşamaz, cemiyet için yaşar.
- pür f. Çok, dolu, çok fazla, memlu, tekrar (mânâlarına gelir, birleşik kelimeler yapılır) Sâhib, mâlik. Pür kusur Şamlı Hafız Tevfik
- ahkem En sağlam. En kuvvetli. En çok hükmeden. En hakim ve akıllı. Ve o ferman-ı ahkem ise, Kur’ân-ı Hakîmdir ki, bahsinde bulunduğumuz ticaret-i azîmeyi şu âyetle ilân ediyor:
- HÂSSE (a.i. hiss'den.) Bir şeye mahsus olan kuvvet ve hal. Duygu. Duyu. Hâl. müekkelleri musahhar olduklarını ve nev-i beşerin hasselerinin bütün istifadelerine müheyyâ ve münkad olduklarını ifham etmekle beraber,
- salât Namaz. Belirli vakitlerde Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamber'in tarifi vechi ile yapılan ibadet. Tebrik, tezkiye. Dua. Peygamberimize (A.S.M.) yapılan dua. İstiğfar. Rahmet. (Bak: Namaz)(Namaz, dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, bütün hasenata fihrist ve örnektir. Kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet ve ulvi bir münasebet ve nezih bir hizmettir. İ.İ.) Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed deme.
- SİRÂC (a.i. ç. sürüc.) Işık. Lâmba. Fener. Mum. Kandil. Meşale. çerağ. * Şevk veren şey. * Güneş ve ay mânâsına veya Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) "Nur saçan" meâlinde verilen bir isimdir.(Hem o Bürhan-ı Hak ve Sirac-ı Hakikat öyle bir din ve şeriat göstermiştir ki, iki cihanın saadetini te'min edecek desatiri câmi'dir. M.)
-
- ÇERAG Işık. kandil. Lâmba. Mum. Kutlu, mutlu. Otlak. Mer'a. Otlama. Tekaüd. Talebe.
- iz'âc (a.i. iz'âcât.) Rahatsız etme, can sıkma, baş ağrıtma, bunaltma. Yerinden koparıp ayırma. Sen ye’sin zulümâtından ve kimsesizliğin vahşetinden ve ervâh-ı habîsenin iz’âcâtından ve o vahşetin dehşetinden şu şartlar ile kurtulabilirsin ki,
- MEŞ`UM Kötü. Uğursuz. " Sırf o meş’um sözünü doğru göstermek, gururiyetini, enaniyetini,tatmin etmek için, İslâmın perişaniyetini-el’iyazübillah-uhuvvet-i İslâmiyenin boğulmasını arzu eder.
- berzah İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası. Ruhların kıyamete kadar bekleyeceği, dünya ile ahiret arasındaki yer. Perde. Sıkıntılı yer. İki yer arasındaki geçit. İki devri birbirinden ayıran veya iki kıtayı bağlayan dar toprak parçası. Mani'a, engel, (Bak: Sırat köprüsü). Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âleminde sevdikleri kimselerle ve iyi insanlarla görüşürler ve çok zevkli yaşarlar. Kıyamet kopunca Allah bütün ruhları haşir meydanında cesetleri ile diriltip toplayacaktır.
- EHVAL (Hevl. C.) Korkular. Korkulacak hâller. Fenalıklar. Dehşetler. Hem, dünya sahipsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvâlini düşünüp merak etme.
- MUHAVVİF Korkutan. Korkutucu. dünyanın ehvâl-i muhavvifânesinden mükedder ve me’yûs olmamalarını
- gâliben Çoğunlukla. Ekseriya. Çok zaman, çoğu kere. Üstün olarak, galip olarak. Tahmin olduğu üzere. Kim birşeyde çok tevaggul etse, galiben başkasında gabîleşmesine sebebiyet verir.
- muacciz Sıkıcı. Bıktırıcı. Usandırıcı. Taciz edici. Rahatsız eden. Yapışkan. Sırnaşık. Tedirgin eden. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, öyle meş’um ve müz’ic ve muacciz bir âlet olur ki, geçmiş zamanın âlâm-ı hazinânesini ve gelecek zamanın ahvâl-ı muhavvifânesini senin bu bîçare başına yükletecek yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner.
- MÜHEYYA Hazır hâle getirilmiş. uğrunda bin canla hayatını fedâya müheyyâ olan, candan sevdiğin talebelerin var.
- MÜZ`İC Rahatsız eden, sıkıntı veren.
- YÜMÜN Kuvvetli uğur, bereket. Ve keza, söylediğin o mübarek ve mukaddes kelâmlara pek büyük yümünler, feyizler ve berekât-ı İlâhiye terettüp eder. Yemen imamı olan Zeydîler Seyyidi hakkındaki sualiniz, hakikaten ehemmiyetli ve yümünlüdür.
- 1-a'lâm 2-âlâm 1-(a.i. alem'in ç.) İzler, nişanlar. Bayraklar. Büyük âlimler. Büyük, yüksek dağlar. Reisler, kabile başkanları. Özel isimler. 2-(a.i. elem'in ç.) Kederler, elemler, acılar, sızılar.
- MÜTEFENNİN (Fenn. den) Alim, münevver, fen adamı. Teknik ilimle uğraşan.
- KAVVAD Arsız. Pezevenk. Deyyus. Kaltaban. Gayretsiz.
- zâika (a.i. zevk'ten.) Tatma, tad alma, tadım. Tad alma duygusu. İnsanın meşhur havassından başka havassı vardır. Zaika gibi bir hiss-i saika, hem bir hiss-i şaika vardır. Hem insanda gayr-ı meş’ur hisler çoktur.
- nefs-i emmâre İnsanı kötülüğe sürükleyen nefis, insana kötü ve günah olan işlerin yapılmasını emreden nefis. İnsanın çirkin ve şeytanın teşviklerine itirazsız ve mücahedesiz tâbi olması hâli. Ve kâfir, hıyânet edip nefs-i emmâre hesâbına çalıştırmasıdır.
-
- TAVLA Hayvan bağlanan ahır. (San'at Ansiklopedisinde "Tavla" maddesi:"Hayvanların tavlanması yani istirahat edip çalışacak kıvama gelmesi, kuvvet ve tâkat kazanması için beslendiği yer." şeklinde tarif edilmiştir.)
- kabz Alma, teslim alma, tutma, kavrama. Ruhun Azraîl tarafından alınması, ölme. Tutukluk, daralma, sıkıntı. Peklik, kabız. "Kabz-ı ervâh vazifesinde Senin ibâdın benden şekvâ edecekler, benden küsecekler."
- MÜTEAFFİN Kokuşmuş. Çürüyüp bozulmuş. Güzelce istimâl etsen, o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu gül-ü Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm denilen latîf çiçeğe inkılâb ederler.
- 1-nâfi' (a.s. nef'den.) 2-nâfî (a.s. nefy'den.) 1-Faydalı, kârlı, menfaat sağlayıcı. Allah'ın isimlerinden biri. 2-Gideren, giderici, yok eden, yok edici. Sonra, öteki hakperest, müdakkik âlimin eserine baktı, gördü ki, gayet güzel ve nâfi bir tefsir ve gayet hakîmâne, mürşidâne bir teliftir.
- REVNAK Zinet. Parlaklık. Göz alıcılık, güzellik. Safa, taravet. Güzellik, tazelik, süs, letafet. Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır, titriyor. Ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye dâvet edilir.
- TENEZZÜH (a.i. nüzhet'ten.) 1-Gezinti, eğlenmek amacıyla yapılan gezinti. 2-Kusur ve noksandan uzak olma, kusurlardan temizlenme. o vahşetgah dünya, bir tenezzühgaha döner. çendan gözleri cennette tenezzüh eder ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin.
- TİRYAK Panzehir. Zehirlenme veya hastalıklardan hemen şifâ bulmağa vesile olan ilâç. mec. En iyi çare, baş ilaç. Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur.
- MUĞLÂK (Galak. den) Kapalı, kilitli. Anlaşılmaz, karışık, açık olmayan, çapraşık söz. Karışık. Bilirim ki şu makale sana gayet muğlâk görünüyor.
- 1-ZÂD 2-ZÂD (a.i. ç. ezvâd, ezvide, zevâd.) 3-ZÂD 1-Doğan, doğmuş. (Melek-zâd: Melekten doğma. Mâdır-zâd: Anadan doğma. Nev-zâd: Yeni doğmuş.) 2-Azık, yiyecek, yiyinti. 3-(a.fi.) Çoğalsın, artsın, çok olsuN anlamıda dua. ve Kur’ân’ı dinlemek, hükmüne inkıyâd etmek, namazı kılmak, kebâiri terk etmek ebedü’l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
- HIZIR (A.S.) İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim. (Bak: Meratib-i hayat)
- DEVERAN Dönüş, dolaşmak. Tedavül. Yerinde durmamak. Devretmek. Bu saatin milleri, feleklerin çeşit çeşit deveranından ibarettir. İşte bu deveranlar günleri, seneleri, ömr-ü beşeri, dünyanın beka müddetini gösteriyorlar.
- 1-abad 2-a'bâd 3-âbâd 1-(f.i.) Mâmur, şen, bayındır. 2-(a.i. abd'in ç.) Köleler. 3-Ebedler, tükenmez zamanlar, sonsuzluklar.
- inkıyâd Boyun eğme. Muti olma. Teslim olma. İtaat etme. İmtisal. ve Kur’ân’ı dinlemek, hükmüne inkıyâd etmek, namazı kılmak, kebâiri terk etmek ebedü’l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar bir bilet,
- 1-SUAL 2-SUAL 1-İsteme. İstek. Soru. Sorulan şey. Dilencilik. 2-Öksürük.
- tılsım Herkesin bilip çözemediği gizli şey. Gizli sır. Fevkalâde kuvvet ve te'siri hâiz olan şey. Definenin bulunmasına mâni olan mevhum şey. Mevtin muammasını ve tılsımını Risale-i Nur ile o açmış, o dehşetli yüzün altında ehl-i imana çok ünsiyetli, sürurlu, nurlu bir hakikat keşfedip ispat etmiş.
- küşa "Açan, açıcı" mânâlarına gelerek tamlama yapımında kullanılır. Meselâ: Dil-küşâ : Gönül açan, gönül açıcı, ferahlık veren.
- KALTABAN Namussuz. Pezevenk. Karısının elinde oyuncak olan.
- DEYYUS Derare. Karısının kötü hâllerine göz yuman ve ses çıkarmayan adam.
-
