Risale-i Nur (Subject) / Lügat (Lesson)
There are 4345 cards in this lesson
--------------------
This lesson was created by enver1961.
- Nebî-i efham Nebiyy-i Efham En büyük Peygamber, Hz. Muhammed (a.s.m.). Üstadı, iki cihan fahri Nebiyy-i Efhamımız (a.s.m.) Efendimiz Hazretlerinin dua ve himmetleri, Hazret-i Kur'ân'ın şakirtleri üzerindedir. RNK-Barla Lâhikası/408
- çârçiz (f.b.i.) Dört şey.
- mend (f.e.) -lı, li; kelimelerin sonuna getirilerek sahip mânasını veren edattır. (Derd-mend: Dertli.) Ve mebde'de olduğu gibi, müntehâda "Der tarîk-ı acz-mendi, lâzım âmed çâr-çiz/Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz" buyuruyorsunuz. RNK-Barla Lâhikası/143
- muharrik (a.s. hareket'ten.) Harekete getiren, hareketlendiren, harekete geçiren. Tahrik eden, kışkırtan, ayaklandıran. Elebaşı. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzımın lâzımıdır. RNK-İlk Dönem Eserleri/321
- Cenab-ı Vahibülatâyâ Nice ihsanları hibe eden, güzellikleri veren, lütuflar bağışlayan Cenâb-ı Hak. Cenâb-ı Vâhibü'l-Atâyâdan dilerim ki, Nur bahçelerinin meyvelerinin hepsinden tatmaya arkadaşlarım gibi âcizlerini de muvaffak kılsın. RNK-Barla Lâhikası/103
- hak-gû (a.f.b.s.) Doğru ve hak söyleyen. Vazifemiz olan duaya devam ve teşekkür borçluyuz" cevab-ı hakgûyânesini ruhumdan aldım. RNK-Barla Lâhikası/137
- tesrîr (a.i. sürûr'dan. ç. tesrîrât.) Sevindirme. iskât etmiş, daha doğrusu bütün bütün ilzam ve ruhlarımızı da tenvir ve tesrir ve teselli etmiştir. RNK-Barla Lâhikası/136
- kâffe-i esbâb-ı sübûtiye Bir meselenin sağlam dayanaklara sahp olduğunu gösteren sebebler. Şu kadar arz edebileceğim ki, bu burhânî, senedî, şuhudî, velhasıl kâffe-i esbab-ı sübutiyesi aslında münderiç ve müştemil bulunan kıymettar eser, RNK-Barla Lâhikası/134
- meâsir (a.i. me'sere'nin ç.) Güzel eserler, nişanlar, izler. Meâsir mi? Eser mi? Müncelî, yoksa müessir mi? RNK-Barla Lâhikası/141
- sütûr-u bî-tenâhî Bitmez tükenmez satırlar. Okurken nur alır vicdan, sütûr-u bî-tenâhîdir, RNK-Barla Lâhikası/141
- ihtirâât-ı beşeriye İnsanlığa ait keşifler, icad ve buluşlar. Bugünkü terakkiyat-ı fenniye ve ihtirâât-ı beşeriyyeyi kendi mahsulât-ı fikriyeleri addeden RNK-Barla Lâhikası/113
- 1-hâris (a.i. hars'tan.) 2-hâris (a.s.hirâset'ten.) 3-hârîs (a.s. hırs'tan.) 1-Eken, ekici, çiftçi. 2-Muhafız, bekçi. Gözcü, himaye eden, bekleyen. 3-Hırslı, tamahkar, aç gözlü. Bir şeye düşkün, lüzumundan fazla istekli. Nasıl ki, içerisinde tevakkuf imkânı olmayan tünellerden haris(çok hırslı) kumpanyalar fazla seyr ü sefer etmekle iftihar ederler. RNK-Barla Lâhikası/123
- kumpanya şirket. mec. Cemaat, zümre; takım. Tiyatro topluluğu. mec. Kafadarlar topluluğu. Nasıl ki, içerisinde tevakkuf imkânı olmayan tünellerden haris kumpanyalar(şirket cemaat) fazla seyr ü sefer etmekle iftihar ederler. RNK-Barla Lâhikası/123
- hûn (f.i.) Kan, dem. Öç, intikam. Öldürme.
- evvel-emirde (a.t.zf.) İşin başlangıcında, herşeyden önce. Bu buluş, beni evvelemirde çirkâbdan selâmete, felâketten saâdete, zulmetten nura çıkardığı için, N RNK-Barla Lâhikası/106
- pâyidâr (f.s.) İyice yerleşmiş, sürekli, kalıcı, sabit, kâim, devamlı. (bkz. pây-dâr.) Dinsiz milletler pâyidâr olamayacağı ve hattâ insaniyeti bile öğrenemeden dünyadan gelip geçeceklerini pek mâkul ve mantıkî delillerle ispat ettin. RNK-Barla Lâhikası/130
-
- pâyân (f.i.) Son, nihayet, bitim, akibet. Uç, kenar. tas. Sofinin ulaşacağı birlik alemi. Sürurumuza pâyan yoktur. RNK-Barla Lâhikası/295
- giran (f.s.) Ağır. Çok, fazla. Pahalı. Pis, kötü, kokmuş. Bıktırıcı, usandırıcı. Sert, katı. memleketimden Kastamonu'ya nefyim, şüphesiz, nefsime giran(ağır) gelmiş ve hattâ yeis ve teessüfe kapılmıştım. Bilmiyordum ki, bu nefyimle, Dünyanın ölçülmek imkânı olmadığını söyleyen zât ve fikr-i beşerin nâmahdut bir arazi olduğunu iddia eden adam ne doğru söylemişler! RNK-Barla Lâhikası/127 RNK-Barla Lâhikası/504
- tullâb (a.i. tâlib'in ç.) 1 Talipler, istekliler. Talebeler, öğrenciler.
- hüccetullahi'l-bâliğa Tevhide dair olan bir risâlenin ismi.
- iktidâ Tabi olma, uyma. Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışma, ittiba etme. Beşkazalı Osman-ı Halidî ve Topal Şükrü gibi ehl-i velâyete iktidaen, o nokta-i nazardan ifrat etmemişler, RNK-Kastamonu Lâhikası/307
- ittifakî İttifakla ilgili, uyuşmaya ait, sözleşmeye dair. Tesadüfî, rastgele. İttifakî noktalarda musaddıkane nakleder. İhtilâfî yerlerinde musahhihâne bahseder. RNK-Kastamonu Lâhikası/214
- mübtedi '(a.s. bed'den.) Yeni birşey ortaya çıkaran, bir yenilik yapan. kel. İtikatta ehli sünnet yolundan ayrılan, bid'at ehlinin yolunu veya bid'at yolunu tutan kimse. Mümkün olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem mübtedi' hocalara mübareze kapısını açmasın. RNK-Kastamonu Lâhikası/299
- hasbî Karşılıksız, Allah rızası için, gönülden, isteyerek. mec. Sebepsiz. Nurlara ve Kur'ân'a hizmeti hasbî olarak arzu ediyorum ve neşrine muvaffak olamadığım için mü'minler hesabına çok müteessir oluyorum. Bu halime de şükürler olsun. RNK-Barla Lâhikası/106
- ta'bîr-i âli Yüce tâbir, büyük söz, yüce ifade. Hal-i âlem müsait olsa da, hazine-i hassa-i Kur'ân'dan çıkararak tâbir-i âlinizce dellâllığını yaptığınız elmasları çok gözler görse! RNK-Barla Lâhikası/97
- tegayyüb Kaybolma, görülmez duruma gelme. Kaybolmuş gibi görünme. Bu kabil dalalet ve gaflette olanlar ya mübarezeden mağlûp olurlar, ya ulviyeti hissedip tegayyüb ederler, yahut Ebu Cehil gibi hakikati kabul etmemekte inat ederler veya dehşetlerinden kulaklarını kapayıp kaçarlar, fikir ve kanaat ve imanındayız. RNK-Barla Lâhikası/71
- manzûme (a.i. ç. manzûmât.) Sıra, dizi, takım, sistem. Vezinli, kafiyeli söz, şiir, eser. Bir bütünü meydana getirmek üzere bir araya toplanan şeylerin tamamı. Ruhu, feza-yı kâinatta beyne'l-ecram seyr-i serî ile seyahat ettirecek tarzda tulû eden manzume-i hakikat, bilhassa bizler için büyük mazhariyettir. RNK-Barla Lâhikası/68
- beynelecram Yıldızlar, kürreler arasında. Ruhu, feza-yı kâinatta beyne'l-ecram seyr-i serî ile seyahat ettirecek tarzda tulû eden manzume-i hakikat, bilhassa bizler için büyük mazhariyettir. RNK-Barla Lâhikası/68
- mezâhim (a.i. zahmet'in ç.) Eziyetler, sıkıntılar, zahmetler, zorluklar, belalar. Her türlü mezâhim ve meşakkate karşı gösterdiğiniz sabır ve tevekküle meftun oldum. RNK-Barla Lâhikası/123
- min gayr-i haddin (a.zf.) Had harici, edeb dışı olarak. Haddim olmayarak. Anladım ki, bu anahtarlarla icap eden kapıları açıp, o Nurlara ehil olan kardeşlerimi—min gayri haddin—arayıp bulmak vaziyeti adeta bana emrolunup, o Nurlardan güneş gibi nur saçılması hususunda ben de bu hali kendime vazife addettim. RNK-Barla Lâhikası/99
- müsellem (a.s. selm'den.) Herkes tarafından kabul edilen, doğruluğu, gerçekliği herkesçe kabul edilmiş olan, belli, âşikâr, söz götürmez, su götürmez. Teslîm edilmiş, verilmiş. Muaf, her türlü vergiden muaf tutulmuş. Yeniçeri ocağından önce istihdam edilmiş devamlı süvarî askeri. Cem etti kabâil ve şuûbu Mevlâya muhabbeti müsellem Bir kıbleye bağlandı kulûbu Sallâllahü aleyhi ve sellem. RNK-Barla Lâhikası/342
- ehass (a.s. hass'dan.) Daha hususi, daha özel, en hususi. zf. Başlıca. avn-i İlâhîye dayanarak bir arîzayla arz etmek ehass-ı emelimdir. RNK-Barla Lâhikası/80
-
- meâbiye Sığınılacak yer, geri dönülecek yer.
- teehhül (a.i. ehl'den.) Evlenme. Ehlîleşme, ehil hale gelme. ve onun hevâî ve bilâhare elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenâb-ı Hakkın lütuf ve keremiyle rahatım. RNK-Barla Lâhikası/77
- fezâ-yı kâinat Kâinat fezası, uzay. Ruhu, feza-yı kâinatta beyne'l-ecram seyr-i serî ile seyahat ettirecek tarzda tulû eden manzume-i hakikat, bilhassa bizler için büyük mazhariyettir. RNK-Barla Lâhikası/68
- ihtisâsât Duymalar, hissetmeler. Duygulanmalar. İzlenimler. Üstadıma kalbî ihtisasatımı arz etmek istiyorum. Fakat ne kalemim ve ne de kalbim ifadeden âcizdir. RNK-Barla Lâhikası/412
- Bâbü's-Selâm Mescid-i Nebevinin bir kapısının ismi. Peygamberimiz (sallâllahü teâlâ aleyhi ve sellem) a doğru müteveccih idiler. RNK-Barla Lâhikası/302
- üstâd-ı mutlak İlimde üstünlüğü ve öğreticiliği tartışmasız olan üstât. Böyle gurbette medar-ı teselli ve ünsiyet olan mütalâayı bana terk ettiren, anladım ki, doğrudan doğruya âyât-ı Kur'âniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir. RNK-Barla Lâhikası/49
- muammâ-yı hayret-nümâ Hayret uyandıran sır ve gizlilikler. Hem bütün ukulü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-i âlem ve tılsım-ı kâinat denilen ve Kur'ân-ı Azîmüşşânın i'câzıyla keşfedilen o tılsım-ı müşkülküşâ ve o muammâ-yı hayretnümâ, RNK-Barla Lâhikası/45
- maksad-ı aksâ Ulaşılmak istenen nihaî hedef, varılmak istenen en son nokta, niyet edilen uzak nokta; kudsî maksat, gaye. matlab-ı âlâ ve maksad-ı aksâ olan ba's ve mahkeme-i kübrânın ahkâmını kable'l-vuku makam-ı istimâda dinlerken ve bilhassa "Medarlar" merdivenlerinden âlî makamlara mânevî suud ederken, RNK-Barla Lâhikası/81
- kalb-i bendeleri Size bağlı kalbim, sizin köleniz olan kalbim (benim kalbim)anlamında söylenen bir söz. dedim ve bu arzu kalb-i bendelerîde ile'l-ebed merkûz kalacaktır ki, bu da kıymet-i bîpâyânını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifadeden âciz bulunduğum Yirminci Mektub-u mergûbdan mütevelliddir. RNK-Barla Lâhikası/85
- üstâd-ı âlî-kadr Kadir ve kıymeti büyük yüce üstad. Âh, Hudâ-yı Müteâl ve Vâhibü'l-A'mâl ve'l-Âmâl Hazretleri tevfikat-ı Samedanîsini ihsan buyursa da, Üstad-ı Âlîkadrimden fenn-i ilm-i kelâmı taallümle tefeyyüz edebilsem, dedim ve bu arzu kalb-i bendelerîde ile'l-ebed merkûz kalacaktır ki, bu da kıymet-i bîpâyânını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifadeden âciz bulunduğum Yirminci Mektub-u mergûbdan mütevelliddir. RNK-Barla Lâhikası/85
- kâil (a.s. kavl'den.) Söyleyen, diyen, rivayet eden. Başka birinden duyarak söyleyen. -Razı olmuş, boyun eğmiş. İnanmış, aklı yatmış, kabul etmiş. Sa'd'ın ezeliyet-i ruha kail(inanma) olmadığına bütün âsârı şahittir. RNK-Barla Lâhikası/360
- nukat-ı mühimme Ehemmiyetli, önemli noktalar, önemli hususlar. Düşündürücü hususlar, konular. Gerekli konular, mevzular. bugün tashihine lüzum görülen ve alet-ta'dad yirmi sekiz noktada tâdil ve ilâve buyurulan nukat-ı mühimme, kelimat ve tâbirat-ı âliyeyi zâid veya noksan diyebilecek bir kimse çıkmasın ve çıkmıyor. RNK-Barla Lâhikası/87
- müntesibîn-i ilmiye İlmiye sınıfına mensup, bağlı olanlar; âlimler, hocalar. yirmi günden beri muhtelif derecatta müntesibîn-i ilmiye mütalâa ettikleri halde, RNK-Barla Lâhikası/87
- alâim-i iman İmân alâmetleri, imân işaretleri. ve naklî binler âyât ve alâim-i imanı fevkalhad izah ve ispat eden ve bir mirkat-ı iman ve bir mir'ât-ı Vâcibü'l-Vücud ve'l-Mennân olan ve saray-ı dâr-ı bekanın elmas bir miftahı bulunan Yirmi İkinci bahr-i hakâikı inâyet-i İlâhiyeyle istinsaha muvaffak oldum. RNK-Barla Lâhikası/88
- muvâsala (a.i. vusül'den.) Vasıl olma, ulaşma, kavuşma, varma, varış, Bir yerleşim merkezini bir diğer yerleşim merkezine baplayan yollar. Nice ki, o hayata başlamadık. İşte mürasele ile muvasalayı temin edelim. Allah'a güvenelim, Ondan medet dileyelim. RNK-Barla Lâhikası/94
- müctebâ (a.s. ceby'den.) Seçkin, seçilmiş. Altın yaldızla yazılması lâzımgelen eser-i âlînizde, Resul-i Müctebâ aleyhi ekmelü't-tehâyâ efendimiz hazretlerine dil uzatan hâin-i bîdin olan mülhid hâinlerin kuruyası dillerini, inâyet-i İlâhî ve ruhaniyet-i Peygamberî ve şeriat kılıcıyla kesmeye muvaffak olduğunuz şu eser-i bergüzîdenizi Cenâb-ı Hak ind-i İlâhîsinde ve nezd-i Peygamberîde kabul eylesin. Şefâat-i Nebeviyeye efendimi ve fakiri de nâil eyleyip, sancak-ı Muhammedî (a.s.m.) tahtında cümlemizi ihvanlarımızla beraber haşreylesin. Âmin. RNK-Barla Lâhikası/88
- ta'zîm (a.i. azm'den. ç. ta'zîmât.) Hürmet, ululama, büyük sayma. Saygı gösterme, ikram etme. Evvelce takdim kılınan arîzalarımdaki tabirat ve elfâz-ı tâzimiyem niçin hak olmasın? RNK-Barla Lâhikası/87
- gülşen (f.b.i.) Gül bahçesi, güllük. Bekir Ağa, mutadının hilâfı olarak, pek gülşen yüzlü idi. Mektubu aynı sevinçle, ba'de't-takbil beraber açtık. RNK-Barla Lâhikası/149
-
